Yeni Yıl Tavsiyeleri

,

Koçluk eğitiminin ilk saatleri koçluğun ne olduğu, ne olmadığı ile başladı; kulağıma girdiği an büyüdükçe büyüyen sözcükler; hızlıca kanıma karıştı: “Büyük resim, A noktasından B noktasına giden yol, hedefler”…. Tam bu noktada sevgili sabotajcımla diyaloğum başladı:

“Resmin büyüğü bir yana; herhangi bir resim görüyor musun?

Ben: “Hayır görmüyorum resim mesim.”

Peki sence büyük resmi göremeyen birisi, koçluk yapabilir mi?

Ben: “Ne bileyim ben, ilk dersteyim daha anlamadım ki koç kimdir, nedir, ne yapar.”

Peki yaşamında hiç A noktasından, B noktasına varmak üzere yola çıktın mı?

Hatırlamıyorum ki..acaba kaporayı geri veriyorlar mı, benden nasıl koç olacak…

Sabotajcımla sohbet halindeyken, dersteki uygulamada sabotajcımızı ortaya çıkarıp, ismi cismiyle tanışınca, bana alan açılmış oldu ve soluğu hocamın yanında aldım, sabotajcımın sorusunu tekrarladım: “Hocam, acaba kendi büyük resmini görmeyen birisi koçluk yapabilir mi”?

Dersler dersleri kovalarken, büyük resmin hayaleti peşimi bırakmıyordu, konu ne olursa olsun mutlaka bir yerinden büyük resme bağlanıyordu. Bense büyük resmi ne zaman duysam ya duymamazlıktan geliyor ya gülüp geçiyor; olur da üstüne düşünmeye başlarsam da “amaan büyük resme gelene kadar önce resmi göreyim, sonra büyüğüne bakarım” diyordum. Derslerde bunlar olurken, diyalogları duyan büyük resmimse, benimle iletişime geçmenin yollarını arıyordu, sol beynimi hedef alan planları suya düşünce, beynimin sağ tarafına yöneldi ve sanatı araç olarak kullanmaya karar verdi. Eee adı üstünde büyük resim! Benim için planları büyüktü!

Bir gün arkadaşımın seramik atölyesinde fotoğraflar çekip, onunla hoşbeş edeceğimi düşünürken, kendimi “Altın Yaldız Dekor Atölyesi’nde” önümde bir fırça ve seramikle buldum. Fırça ve ben uzun uzun bakıştık, ikimizin de birbirimizle temas etmek gibi bir niyeti yoktu ancak atölyeyi yürüten hocanın yönergesiyle elime fırçayı aldım. Hoca ne yapacağımı bilemez halde olduğumu görünce “Eserin bitmiş halini hayal edin!” dedi. Tıpkı koçluğun ilk dersinde olduğu gibi kulağımdan giren sözcükler, hızlıca kanıma karıştı. “Burada da mı büyük resim, hedefler var; sanatta akış yok muydu, niye eserin illa bitmiş halini görmek zorundayım, fırça beni nereye götürüyorsa oraya gitsem ve ortaya çıkanı kabul etsem olmuyor mu, şart mı yani bitmiş halini görmem” dediğimde bir sessizlik oldu. Ben durumu açıklamak için koçluk dersinde yaşadıklarımı hocaya anlattım. Bu kez hoca, sanatla koçluğun çok farklı olduğunu, sanatta hedeflerin olmadığını, hayallerin olduğunu anlatmaya başladı. Bense derdimi tam ifade edemediğimi düşünerek, tekrar sanat, koçluk yapmak ve hedefler arasındaki ilişkisiyi anlatmaya çalıştım. Sonra farkettim ki bunları aslında kendime anlatıyorum. Ertesi gün derste, sanat ve koçluk bağlantısını harika şekilde kuran Ceyda Hoca’ya anlattım, o güzel gülüşüyle “Sen görmek istediğinde zaten büyük resim seni bekliyor olacak, sen merak etme” dedi. Hocayı duyan sabotajcımsa “O iş öyle kolay değil Ceyda Hoca!” dedi.

Zaman ilerliyor, koçluk eğitiminin sonlarına yaklaşıyorduk, tam “ne güzel büyük resimsiz bir gün geçiyor” derken, kendimi bir uygulamada, gündemi; hedef belirlemek olan bir müşteri olarak buldum. Sakince bir köşede bizi izleyen Ceyda Hoca uygulamaya dahil olarak bana sorular sormaya başladı, güçlüsünden gelen sorular karşısında önce biraz duraksadım sonra 10 yıl sonraki Mevlüde’nin yaptıklarını anlatmaya başladım, kendi sesimi duydukça şaşırıyor, sorulara yanıt verirken detaya giriyordum, en son bunları yapmam için nelere ihtiyacım olduğunu sıraladım ve konu “peki ne zaman?”a gelince rüyadan uyanmış gibi oldum.

Ne yani şimdi ben büyük resmi mi gördüm”? Bu muymuş gözümde, içimde büyüttüğüm; uğrunda ne dirençler geliştirdiğim büyük resim bu muymuş? Hatta “Bu kadar kolay olmasa gerek belki de bu gördüğüm küçük resimdir!” diye bile düşündüm! Sonra küçük de olsa bir adım atmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırladım. Sonrasında ne zamanki sağ ve sol beynimi dersteki meditasyon ve nefes egzersizleriyle dengeledim; kabule geçerek; biraz huzur biraz mutluluk biraz da gurur hissettim ve dedim ki “Demek ki doğru bir koç, doğru zamanda, yürüdüğümüz yola eşlik edince; direnç dağlarını aşmamızı sağlayarak karanlık yola fener tutarak yolu aydınlatabiliyor”.

Gördüğüm resim büyük resim miydi, değil miydi bilemem ama koç olma yolundaki bu deneyim bana çok şey öğretti. Bu arada seramik fırırnından çıkan bitmiş eserimi! atölye hocası çok beğendi ve “Elinden farklı işlerin çıkacağını gördük, belki farklı yüzeylere altın uygulayan ünlü bir sanatçı olursun” dedi. Son zamanlarda aldığım en güzel iltifatlardan olan bu iltifatı kabul ettim ve sabotojcıma dönüp dedim ki “kimbilir belki bir gün sanat aracılığıyla, kendisi de bir sanat olan koçluk yaparak çok sayıda çok farklı kişiye farklı teknikler uygulayabileceğim günleri hayal edebileceğim bir büyük resim yaratırım.!

Taze koç Mevlüde Sahillioğlu

Okan Arslantürk

Okan Arslantürk

Yazarın Diğer Yazıları