Bağışıklık Sistemimiz İçin Mucize Formül!

,

Böyle toplumsal ve küresel kaos ve karmaşa zamanlarında ortaya çeşitli tellallar, bezirganlar, medya ya da sosyal medya maymunları; merdiven altı fikir, din ve bilim adamları çıkıyor. Hatta bunlar öyle çok ve öyle pervasız durumda oluyorlar ki yaratılan bilgi kirliliği yaşanan salgından, karmaşa ve kaostan daha riskli hale geliyor.

Koronavirüs pandemisi (küresel salgın) bizi yine böyle bir tablo ile karşı karşıya getirdi. Aman Allah’ım! Piyasa doktor olmayan doktordan, bilimden haberi olmayan bilim adamından, dini anlamamış din adamından, kendisi sosyalleşememiş sosyal medya maymunundan geçilmiyor. Ahkâm kesmenin, nasihatin, reçetenin, “mucize formülün” bini bir para!

Bu saldırılar altında bizler de rüzgârın önünde oradan oraya savrulan yaprağa, ehliyetsiz ve kifayetsiz muhterislerin çiğneyip geçtiği toprağa dönmüş durumdayız. Kim olduklarına, yeterlilik ve liyakatlarına; ne dediklerine, niye söylediklerine, nerede paylaştıklarına bakmadan adeta emir kuluymuşuz gibi itaat etmenin, her denileni yapmanın çaresizliğini yaşıyoruz.

Yaşadığımız küresel salgınla ilgili olarak bu bahsettiğim kitlenin üzerinde en çok durduğu konuların başında bağışıklık sistemimizi güçlendirmek geliyor. Krizi ahlaksızca, pervasızca fırsata çevirmek isteyen “ölü soyucular” kolları sıvamış ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek üzere habire reçete yazıp duruyorlar. Evlerimiz sarımsak ve soğan kokusundan geçilmiyor. Zencefilden zerdeçala, sumaktan limona tüm sözde reçeteleri vücudumuza taşıyıp duruyoruz.

Virüse karşı mücadele açısından elbette direncimiz önemli. Bunun için de bağışıklık sistemimizin güçlü olması gerekiyor, evet. Zaten insanları virüs öldürmüyor. Koronavirüs insanları öldürseydi bugün virüsün bulaştığı (tanısı pozitif çıkan) her insan ölmüş olurdu. Vaka ve hayatını kaybeden kişi sayılarına baktığımızda bu tabloyu çok net görüyoruz. Virüse direnç gösterememek, bağışıklık sistemimizin güçlü olmaması gibi durumlarda, ileri yaşlarda ve altta herhangi bir kronik hastalığı olanlarda ölüm oranı yüksek.

Bütün bunları bilim insanları, hekimler, konunun ehli olanlar zaten söylüyor. Asıl söylenmesi, üzerinde durulması ve dikkat çekilmesi gereken önemli şu husus ise bütün bu karmaşa içerisinde tam olarak, olması gerektiği gibi ifade edilmiyor, söylenmiyor, altı hassasiyetle ve önemle çizilmiyor: Önemli olan bağışıklık sistemimizi nelerin güçlendireceği veya nelerle güçlendireceğimiz değil; direncimizi azaltan, bağışıklık sistemimizi zayıflatan unsurların neler olduğudur. Bu unsurların başında endişe, kaygı, korku ve bütün bunların zihnimizde, bilinçaltımızda dolayısıyla da bedenimizde oluşturduğu STRES geliyor.

Evet.. Bağışıklık sistemimizi zedeleyen, güçsüzleştiren, zayıflatan, direncimizi azaltan duyguların başında STRES geliyor.

Şimdi size Daniel GOLEMAN’ın “Duygusal Zekâ” isimli kitabından bazı alıntılar yapacağım. Dikkatle okumanızı, incelemenizi tavsiye ediyorum:

“… Kaygı –hayattaki baskıların uyandırdığı sıkıntı- bir hastalığın iyileşme süreci ile bağlantısı bilimsel olarak en iyi kanıtlanmış olan duygudur.

… Yale’li Psikolog Bruce McEwen stres-hastalık bağlantısı üzerindeki çok sayıda araştırmayı gözden geçirirken, bunun çok çeşitli etkilerinden söz etmiştir: Bağışıklık işlevini, kanserin metastaz hızını artırmasına neden olacak derecede engellemesi; virüs enfeksiyonlarına karşı direnci azaltması; ateroskleroza (damar tıkanmasına) yol açan plak oluşumunu ve miyokardiyal enfarktüse yol açan kan pıhtılaşmasını artırması; 1. Tip şeker hastalığının başlangıcını ve II. Tip şekerin gelişmesini hızlandırması; astım krizlerini kötüleştirmesi ve başlatması.

… Beynin kendisi de, hipokampusun ya da belleğin zarar görmesi gibi, sürekli stresin uzun vadeli etkilerine açıktır.

… Cornegie-Mellon Üniversitesi’nden Psikolog Sheldon Cohen , İngiltere’nin Sheffield kentinde soğuk algınlığı üzerinde ihtisaslaşmış bir araştırma bölümündeki bilimcilerle birlikte bilimsel açıdan en inandırıcı araştırmalardan birini gerçekleştirmiştir. Bu araştırmada, hayatlarında ne kadar stres hissettikleri dikkatle değerlendirilen insanlara daha sonra sistematik olarak bir soğuk algınlığı virüsü bulaştırılmıştır, ancak virüse maruz kalan herkes soğuk algınlığına yakalanmamıştır. Dayanıklı bir bağışıklık sistemi soğuk algınlığı virüsüne karşı direnebilir ve direnir. Cohen, daha stresli insanların soğuk algınlığına yakalanmaya daha yatkın olduğunu bulgulamıştır. Az stresli olanların yüzde 27’si virüse maruz kaldıktan sonra soğuk algınlığına yakalanırken, bu oran daha stresli bir yaşantı sürdürenlerde yüzde 47 olmuştur; bu da stresin tek başına bağışıklık sistemini zayıflattığının doğrudan bir kanıtıdır.

… Özellikle sinir bozucu olayların yoğun bir biçimde üst üste gelmesinden üç dört gün sonra, bu kişilerin soğuk algınlığına ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalandıkları görülmüştür. Aradan geçen bu sürenin bildiğimiz birçok soğuk algınlığı virüsünün kuluçka dönemine tam denk düşmesi, virüsü en kaygılı ve sıkıntılı dönemlerinde kapanların hastalanmaya özellikle açık bir hale geldiklerinin göstergesidir…”

Kaygı, endişe, sıkıntı, evham gibi duygularla oluşan stresin bağışıklık sistemini zayıflattığı, virüslerin daha çabuk ve etkili bir biçimde bünyeye zarar vermesine yol açtığı çok açıktır. Elbette bu konu ile ilgili pek çok bilimsel araştırma, bulgu ve veriden örnek verilebilir. Ben sadece konumuzla ilgili önemli birkaç araştırmayı alıntılayarak salgının tahribatının bedensel, sosyal ve duygusal boyutuna dikkat çekmek istedim.

Şimdi derin bir nefes alalım ve sakin bir biçimde düşünelim; bağışıklık sistemimizi güçlendirmek, en azından zayıflatmamak için aklın ve bilimin sözünü dinleyelim. Uykumuza ve beslenmemize dikkat edelim. Mesafe, temas, hijyen ve izolasyon uyarılarına elbette çok dikkat edelim. Ama en çok da kaygıdan, sıkıntıdan, evhamdan; yani stresten uzak duralım. Sosyal ve duygusal durum açısından güçlü olamazsak bağışıklık sistemimizi soğan, sarımsak, zencefil, limon ve sumakla güçlü kılamayız. STRES altındaki bir zihin ve bedenle virüs mücadelesini kazanamayız.

Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için uyduruk merdiven altı mucize formüller aramaktan, bu anlamda her söylenene inanmaktansa; Yaratıcımızın bize bahşettiği HAYATIMIZIN kıymetini bilelim. Hayatın hakkını vererek ve bütün hayatlara saygı göstererek yaşayalım. İhmal ettiğimiz kendimize doğru içsel bir keşif gezisine çıkalım. İhmal ettiklerimizi arayıp konuşalım.

Kendimizden başlayarak her şeye değer bulduklarımıza ve her şeye rağmen sevdiklerimize “Hayatı ve seni seviyorum!” diyelim…

Göreceksiniz, başaracağız…

Osman Güzelgöz
www.guzelgozkocluk.com

Osman Güzelgöz

Osman Güzelgöz

Yazarın Diğer Yazıları