İdare Et!

,

TDK Güncel Sözlüğüne “İdare etmek nedir?” diye sordum. İşte cevapları:

Yönetmek, çekip çevirmek, tutumlu kullanmak, yetmek, yetişmek, yeterli olmak, kurtarmak, hoş görmek, göz yummak, örtbas etmek…

Dilimize pelesenk olan bu güzel deyimin diğer anlamları ile alakalı da yorumlar yapılabilir elbette. Ama ben bu deyime karşılık olarak verilen son iki kavram üzerinde durmak niyetindeyim: göz yummak ve örtbas etmek.

Merhaba, nasılsın?

  • İdare ediyorum.
  • Babanla aran nasıl?
  • İdare ediyorum.
  • Sınavlar nasıl geçti?
  • İdare eder.
  • Geçinebiliyor musunuz?
  • İdare ediyoruz.
  • Evde vaziyetler ne durumda?
  • İdare ediyoruz.
  • Bu ara işler nasıl?
  • Eh işte! İdare ediyoruz.
  • Beyefendi size ceza yazmak durumundayım.
  • Ya abi idare etsen olmaz mı?
  • Ödemeyi geciktirmişsiniz. İşlem yapmam gerekiyor.
  • Abi bu seferlik idare et, valla bi daha geciktirmem…

Bu reel diyalog listesini daha da uzatmak ve çeşitli örneklerle zenginleştirmek mümkün. Millet olarak böyle idare etmek konusunda hiç kimse elimize su dökemez. En önemli meziyet ve maharetlerimizden birisi bu. Her halükarda idare ediyoruz yani.

Ebeveynler olarak çocuklarımızı idare ediyoruz, çocuklar da biz ebeveynlerini bir güzel idare ediyor. Biz, lüks özel okullara gönderip büyük paralar ödemeyi, istedikleri her şeyi hemen almayı, yaşları çok küçük olsa bile ellerine mutlaka birer akıllı (!) telefon ya da tablet vererek susturmayı çocuklarımız için en büyük marifet sayıyoruz. Çocuklar da habire test çözüp robotik özellikleri ile öne çıkmayı büyük başarı kabul ederek istedikleri her şeyi bizden koparma peşinde dirsek çürütüyorlar! Ama ne olursa olsun sonunda birbirimizi “idare ediyoruz” bence.

Alan razı veren razı!

Okul öncesi çocukları isterseniz hiç konuşmayalım. Hani şu büyük çoğunluğuna anneannelerin, babaannelerin baktığı; bakıcıya ya da kreşlere emanet ederek “rahatladığımız”, anne kokusuna hasret büyüttüğümüz minnacık çocuklarımız var ya! Ne yapsın neneler ve dedeler? Onlar da çocuklarını ve çocuklarının çocuklarını idare ediyorlar “torun sevgisi” hatrına.

Eşler birbirlerini, sevgililer hem birbirlerini hem sevgilerini; şoför her cinsten yolcularını, yolcular direksiyon sallarken aynı anda pek çok marifetini sergileyen şoförleri; amir memurlarının tembelliğini, memurlar amirlerinin kifayetsizliğini idare ediyor. Öğretmen öğrenci ve velileri, veliler okul yönetimlerini idare ediyor. Sporcular antrenörlerini, yöneticiler sporcularını; izleyici -en kötüsü olsa bile- dizi ve filmleri, kötü film ve diziler de ne izleyeceğini bilmeyen seyircilerini idare ediyor.

Aslında toplum olarak hepimiz seviyoruz “mış gibi” yapmayı. Örtbas etmeyi. Göz yummayı. Bize ait yanlışlara, eksikliklere göz yumulmasını. Kusurlarımızın örtbas edilmesini seviyoruz. Sürekli bastırılmışlık hoşumuza gidiyor bir anlamda. Okumuyor, öğrenmiyor, çaba sarf etmiyor, kendimizi geliştirmiyoruz. Sorunlarımızla yüzleşmeyi bilmiyoruz. Belki de büyüklerimizin çocukluklarından bize kadar bulaşan bir hastalık bu! Durduğumuz yeri “gelebileceğimiz” nihai nokta olarak görüyoruz. Gidebileceğimiz yeri bilmiyoruz. Sahip olduğumuz potansiyelden haberimiz yok. Dolayısıyla bir türlü kendimiz olamıyoruz.

“Optimal Koçluk” eğitiminde öğrendiğim ve çok hoşuma giden bir kavram var: İçimizdeki Sabotajcı. Hani şu bize sürekli olarak “Durumunu koru!” diyen; Aman ha! diyerek mütemadiyen gözümüzü korkutan iç sesimiz var ya! O işte! “Buradan kıpırdarsan helak olursun. Sonra burayı bile arar hale gelirsin. Ya gittiğin noktada umduğunu bulamazsan?” diye daha neler neler söylüyor bize. “Statü endişesi” iliklerimize kadar sirayet etmiş. Mevcudu muhafaza etmek, yetinmek yani kısacası “idare etmek” en önemli genetik özelliğimiz gibi, bu sabotajcının marifetiyle.

Başka iç seslerimiz de var elbette. “Her şeye rağmenci ol. Kendini tanı. Kendine inan. Bırak şu idare etmeyi. Kendini örtbas etme artık. Bakış açını değiştir. Hedeflerini belirle. Eylem planını yap ve sende var olan asıl potansiyeli ortaya çıkarmak için harekete geç!” diyen öz benliğimizin sesleri bunlar.

Kendimizi sabotajcılarımızdan kurtarıp öz benliğimizin sesini duyabilir hale gelmek yerine kendimizi ve birbirimizi “idare etmek” yolunu seçtiğimiz sürece bu hamur daha çok su götürür. Böyle bir konuyu gündeminize taşıdım diye bana da kızmayın lütfen.

Siz de beni idare ediverin” artık.

Osman Güzelgöz

osmanguzelgoz.com

Osman Güzelgöz

Osman Güzelgöz

Yazarın Diğer Yazıları