Kız Sen Afrika’nın Neresindensin?

,

Çok eski bir yol hikayesi anlatacağım bugün sana; epey uzun bir yolculuğun ilk kısa hikayesi. Sana; bir ev, üç kıta ve beş neslin hikayesini anlatacağım. Yolların, evlerin, köylerin, şehirlerin, ailelerin hikayelerini anlatacağım. Hepsi hakiki, çoğu ilk ağızdan. Bugünkü hariç; çünkü kadim zamanları, bilim dışında kimse hatırlamaz.

44 yaşımda, “Hayatım nereye gidiyor?” diye kendi kendime sorup, “Bu yıl benim dört dörtlük yaşantımın başlangıcı olsun!” diye düşündüğüm sırada; dostlarım da doğum günümde bana ne hediye alacaklarına karar veriyorlarmış: “Hayatım nereye gidiyor?” değil, “Hayatım nereden geliyor?” sorusunun yanıtını içeren bir hediye.

Çocukluğumuzda yurt dışından gelen en özel şeylerden biri de National Geographic Society’nin dergisiydi. İlk karşılaşmamızı hatırlıyorum. Capcanlı fotoğraflar, pırıl pırıl bir kâğıt ve adeta bütün evreni içine alan sapsarı bir çerçeve. Okuyamasak da resimlerine bakardık, dünya gözümüz kocaman açılırdı.

Afili bir kutu geldi kargo ile. Üzerinde National Geographic Society’nin tanıdık logosu. İçinden bir kit çıktı, kulak çubuğu gibi bir şeyler. Yanaklarının içine sürüyor, küçük iki tüpe yerleştiriyor, gelen adrese gerisin geri yolluyorsun.

Sabırla beklenen sonuç, ağustos böceklerinin çığlık çığlığa öttüğü sıcak bir yaz günü, öğlene doğru posta kutuma düştü. Ne heyecan.

“Sevgili Dost,

DNA sonuçlarınız hazır!

DNA örneğinizin sonuçları uzak atalarınız hakkında bilgiler ortaya koyuyor; Afrika’dan ne zaman ve nasıl hareket ettiler, binlerce yıl süren göçlerinde kimlerle etkileştiler. Umarız insanlık hikayesinin size ait bölümünü keşfetmekten keyif alırsınız.

Katılımınız için tekrar teşekkür ederiz.

Genographic Proje Takımı”

Günün sonunda hepimiz Afrikalıyız da, “Kız sen İstanbul’un neresindensin?” misali, acaba Afrika’nın neresindeniz, annem nereli, babam nereli? Sonra, nerelerden geçe geçe gelmişler Anadolu’ya. Anne tarafım mı, baba tarafım mı daha gezenti? Ciddi sorular bunlar. Bir süre önce soy ağaçlarımız açıklanıyor haberleri ile çalkalanmamış mıydı ortalık, sonra birkaç kuşaktan öteye gitmeyen bilgiler açıklanınca [ki zaten hepimiz o kadarını biliyorduk] hevesimiz kursağımızda kalmamış mıydı? Büyük büyük annemin adı Mimi, büyük büyük babamın adı Hoho gibi sosyal medya paylaşımlarından öteye gidememişti durum. Oysa Genographic Projesi ciddi bir iş.

Duymuşsundur, insan olarak türümüzün kökeni Afrika’ya dayanıyor. Afrika’da evrimleşmiş, gezegenimizde en uzun zamanı Afrika’da geçirmişiz. Afrika’dan çıkıp dünyanın her yanına yayılma yolculuğumuz her birimizin DNA’sında kayıtlıymış. Biz soy ağacımızı bilmiyor olabiliriz ama tüm geçmişimiz bir film şeridi gibi DNA’mızda kayıtlı. Genographic Projesi işte bunu okumaya ve insanlık olarak ortak tarihimizi ortaya koymaya çalışıyor.

Atalarımız Afrika’da yaşamaya başladıklarında, başka bir insansı olan Neandertaller zaten Avrupa’da yaşıyorlarmış. Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya geçen atalarımız uslu durmamış, Neandertal kuzenlerimizle işi pişirmiş ama çok da fazla değil. Sonuç, en fazla yüzde beş olmak üzere hepimizde ortalama yüzde iki buçuk Neandertallik var. National Geographic’e göre bende sadece yüzde bir oranında Neandertallik varmış. “Atalarımı ne Neandertaller istemiş de bizimkiler vermemiş.” diyerek bu bilimsel veriyi eziyoruz.

Genographic Projesi, anne ve baba tarafını ayrı ayrı inceliyor, hangi yollardan geçtiklerini ortaya koyuyor. Annemin ailesini babamınkinden daha gezenti sanırdım, öyle değilmiş.

Saç önemlidir, bütün filmlerde genetik testler saç üzerinden yapılır, gerçi bu projede öyle değil ama yine de saçtan bahsetmeden geçemeyeceğim. Hani masallarda “sarı saçları beline kadar uzanan” diye tanımlarlar ya; işte o benim anneannemdi. Basma elbise giyer yine de prenses gibi görünürdü. Genlerinden mi? Belli ki değil! Kendisinin aksine kısa boylu, ağzının kenarından sigarası eksik olmayan, sözünü esirgemeyen, hayatın tam göbeğinde yaşayan bir annesi vardı: Hediye Büyükanne. Anneannemle annesinin ortak yanı gezmeyi çok sevmeleriydi. Hediye Büyükanne bir yere gidileceği zaman hop diye arabanın ön koltuğuna kurulur, sigarasını tüttüre tüttüre, etrafı izleye izleye yolun keyfini sürerdi. Yine günlerden bir gün, misafirlikten dönüşte yorgun hissettiğini söylüyor, rivayet bu ya, arka koltuğa oturuyor. Eve vardıklarında, “Anne geldik, hadi kalk.” diyorlar. Bedeni yerinden kalkamıyor. Ruhu çoktan yeni yolculuklara çıkmış bile.

Anneannemle ilgili anı de şöyle. 60’lı yıllarda İzmir-Antakya arası, uzun bir yolculuk. Seyahat bitip de ayaklarının tozuyla Karşıyaka’ya döndüklerinde anneannem ne derse beğenirsin: “Feeemiii [dedeme Fehmi diyemezdi] eve girmeden şöyle Kordelyo’da bir tur atsak ya arabayla.” İşte o tur bundan tam 180,000 yıl önce başlamış. Sadece anneannem değil, bugün hayatta olan bütün kadınların doğrudan ana tarafından ataları Doğu Afrika’da dünyaya gelmiş. Medya, kadın atamıza “Mitokondriyal Havva” adını takmış. Havva’dan L0 ve L1’2’3’4’5’6 olmak üzere iki ana soy geliyormuş. L3, 72,000 yıl önce bir mutasyon sonucu bu ikinci soydan ortaya çıkmış. Afrika Kıtası’nın dışına çıkan ilk kadın L3 grubuna mensupmuş. N alt grubu kuzeye doğru ilerlemiş. Konuyu uzatmayacağım, dediğim o ki; Sahara çölünün kum fırtınalarından kaçan bu grup, daha güvenli bir ortam ve su kaynakları sunan Nil havzasını takip ederek, Sina Yarımadası üzerinden Ortadoğu’ya ulaşmış. Akdeniz ve Batı Asya’da yaşamaya başlamışlar. İşte tam 60,000 yıl önce Neandertaller ile karşılaşan grup bunlar. Sonuç, kuzeye giden N alt grubu Türkiye, Doğu Akdeniz, Orta Asya, Pakistan İndus Vadisi, Hindistan, Kafkaslar, Güneydoğu Avrupa ve Balkanlar’a yayılıyorlar. Bugün Avrupa’nın genelinde en sık rastlanan grup N grubu.

Gelelim baba tarafıma. Tek uzun ve acılı yolculuklarının Balkanlar’dan Anadolu’ya yaptıkları zorunlu göç olduğunu sanıyorduk; oysa ne gezmişler ne gezmişler. Bugün yeryüzünde yaşayan erkeklerin yüzde 99,9’u gibi 100,000 yıl önce Afrika’da dünyaya gelmişler. Adem’in Y kromozomunun P305 grubuna mensuplar. 80,000 yıl önce kimisi Afrika’da kalırken, kimisi Ortadoğu ve Hindistan’a hareket etmiş. Bazıları Amerika bazıları da Avrupa’ya yerleşmiş. Babamgiller 70,000 yıl önce Etiyopya, Kenya, ve Tanzanya civarında yaşarken Afrika’ya göçmeye karar veren ilk gruba mensup. 60,000 yıl önce Arap Yarımadası’na geçen atalarım hızlıca dünyaya yayılmışlar. Güneydoğu Asya’ya kadar ulaşmışlar, hatta bir kısmı 50,000 önce Avustralya’ya yerleşen Aborijinler’in ataları olmuş. Bizimkiler Anadolu, Karadeniz ve Hazar Denizi civarında kalmışlar büyük olasılıkla. 20,000 yıl önce de Balkanlar üzerinden tüm Avrupa’ya yayılmışlar.

On binlerce yıl geçmiş, babam annemi Urla’da bir piknik alanında görmüş beğenmiş. Bu olayın Afrika’nın geniş savanalarında gerçekleşmemiş olması için bir engel var mı? Bence yok. Uzaktan akrabalarımız şu anda Arap Yarımadası, Kafkaslar ya da Balkanlar’da bir yerlerde, belki Hindistan ya da Amerika kıtalarından birinde yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Onlar senin de ataların biliyorsun değil mi?

Ella Fitzgerald’ın bir şarkısı var:

Kuşlar yapıyor, arılar da,

Hatta eğitimli pireler bile

Hadi biz de yapalım, aşık olalım.

Şarkı, farlı milletlerden insanların birbirine aşık olması ile devam ediyor.

Uzun lafın kısası “Hepimiz kardeşiz!” sulandırılmış bir söylem olmanın ötesinde bilimsel bir gerçek. Yüz binlerce yıldır aynı yolun yolcusuyuz. Günün sonunda varacağımız yer belli. Bilmem ki neyi paylaşamıyoruz?

Not: Bugün seninle “Hayat Evi” adlı yazı dizimin ilk yazısını paylaştım. İnsanlar olarak yüzyıllardır epey yol katettik. Günün sonunda daima bir yere yerleşip huzur bulmak istedik. Hepimizin kalbinde bir ev sahibi olmak vardır, memur çocuğunun da. “Hayat Evi” işte o ev, yolun sonunda gelinen nokta.

Bu yazıya ilişkin bütün fotoğrafları görmek için blog sayfam Memur Çocuğu’nu ziyaret edebilir, Instagram, Facebook ve Twitter’dan @memurcocugu1972 hesaplarımı takip edebilirsin.

Said Fehmi Ağduk

Said Fehmi Ağduk

Said Fehmi Ağduk

Yazarın Diğer Yazıları