Şaka gibi şaka günü…

,

O gün muzipliğin bilindik olması, çocukluğumdan beri hoşuma gider nedense…

Sanki sadece o gün yapılmalıymış/yapılabilirmiş gibi…

Bütün yıl da bir gün, 1 Nisan’da şaka serbest, diğer 364 gün yasak 🙂

Nereden çıkmış diye bakınca, şunu buldum;

’Bir zamanlar Avrupa’da yıl başlangıcı 25 Mart’mış. 1564 yılında Fransa kralı IX. Charles yıl başlangıcını 1 Ocak tarihine almış fakat iletişim şartları nedeniyle, bu fazla yayılamamış. Duyanların bazıları da protesto amaçlı olarak Nisan’da partiler düzenleyip eski adetlerine devam etmişler… Diğerleri de onları nisan aptalı April’s Fool olarak ilan edip, sürpriz hediyeler alıp, gerçek olmayan haberler üretmişler. Yıllar sonra Fransızlar 1 Nisan gününü kültürlerinin bir parçası olarak devam ettirmişler ve dünyaya şaka günü olarak yayılmış’’

Zamanla öyle bir kullanılır olmuş ki, geçen sene bir gazete, büyüyen robot yapıldı, haberi yapıp, ertesi gün de 1 Nisan şakasıydı demiş.

Çoğunuzun ilkokul zamanlarında, sınıf değiştirip öğretmenlere şaka yapmışlığınız vardır. Ama sadece 1 Nisan da!

Şakalara şaşırıp, bazen, güleriz de! Anlık da olsa mutlu oluruz.

Beklemediğin bir şey ile karşılaşınca, rutinin dışına çıkınca, bir de ardından “Sürpriiiz!” denilince!

Yani, bazen hiç beklemediklerimiz bizi mutlu edebilirmiş 🙂

O gün biraz daha fazla toleranslıyızdır, normalde yapılan bazı şakalara kızarken, 1 Nisan ya, güler geçeriz.

Niye ki? Aynı tolerans 2 Nisan veya diğer zamanlarda da olsa ne olur?

İlle adı mı konmalı!

Bugün hoşgörülü olunacak, OL!

Bazen, hayattan ne çok şey istiyoruz, ne büyük büyük beklentilerimiz var. Olmayınca da mutsuz oluyoruz. O zaman, arada bir de olsa indiriversek beklenti çıtamızı, ne güzel olur değil mi?

Hele ki çocuklarımızdan, ne büyük beklentilerimiz var. Ne çok hedeflerimiz var onlar adınaL Kendi yapamadıklarımızı yapsınlar istiyoruz. Sanki prova ya da taslak olan hayatımızın, gerçek olanını onlarda yaşayacakmışız gibi davranıyoruz, bilerek ya da bilmeden!

Nisan sonunda, ortaokul son sınıfta olanları TEOG (temel eğitimden ortaöğretime geçiş) sınavı bekliyor. Bir hedef, yarış, bir sınıflandırma daha…

Çocuklarımızdan “en iyi’’ olmalarını değil de, “kendi en iyilerini’’ yapmalarını beklesek.

Karşılaştırmasak, kıyaslamasak düzene inat!

Yormasak, zorlamasak da “bir sınav alt tarafı” diyebilsek ve yürekten inanabilsek ne güzel olur! Geleceğinde, birçok şeyi değiştirebileceği kaygısını taşımadan, bunu şimdiden düşünmeden! Belki de bazı şeylerin şimdiden değişmesi gerekiyordur, diyerek. Zaten, sonucu ne kadar etkileyebiliriz ki!

Çocuklarımızdan beklentimiz, sınava girsin ve birinci olsun! Başarı ölçüsü bu mu?

Adı üstünde bir tane birinci var, seninki olmazsa sevmeyecek misin? Herkes birinci olabilir mi? Bırak birinci olmasın, en iyi, en mükemmel olmasın! Kendi EN İYİSİ olsun, onu öğret! Potansiyelini bilsin ve onu kullansın. Referansın, çıtan başkasınınki değil, kendininki olsun ve sende mutlu ol, çocuğunda olsun!

1 Nisan şakası gibi, beklemediğimiz anda gelenin tadına varabilsek, nasıl olur?

Ne biliyoruz? Bir bakarsınız, belki o zaman gerçekten tüm çocuklar birinci olur:)

1 Nisan şakası diye yola çıkıp TEOG sınavına gelmek de bir değişik oldu ya neyse…

Mart ortasında YGS ile uğraşan gençlerimizi düşündüm. Sonra da, baharın geldim dediği zamanlarda, baharı bile fark edemeyecek çocuklarımızı düşününce, hani birileri çıkıp sınavlar iptal dese, biz de bu olsa olsa ancak 1 Nisan şakası olabilir, deriz; diye düşündüm, sanırım.

Ama ben yine de şaşırmak istiyorum!

Bu Nisanda, “Aaa şakaymış” demek istiyorum!

Sevgiyle kalın,

 

Belma Kafadar Karaçam
Profesyonel Yaşam ve Öğrenci Koçu