İyi Kötü Faydalı Faydasız…

,

Uzun zamandır beklediğim bir eğitimdeyim. Çoğu kurumsal şirketlerin insan kaynakları, iletişim departmanı yöneticilerinden ve kurumsal eğitim sektörü profesyonellerinden oluşan on iki kişi hemen kaynaşıyoruz ortak ilgi ve benzer hislerimizin sıcaklığını hissederek.

Hemen herkes son derece pozitif ve katılımcı.

Bir kişi hariç!

Eğitimin başından beri yüzü hiç gülmeyen, çoğu ortak kanıya karşı çıkan, beden dilinin sesiyle bulunduğu ortama pek de bayılmadığını gayet net anladığımız biri var aramızda.

Oldukça bilgili görünüyor lakin; doğruları kesin ve değişmez.

Köşeli, dobra ve iddialı.

Kahve aralarında üç beş kişilik guruplar halinde sohbetlerimiz oluyor. Sohbetlerden birinin konusu insanın içsel yolculuğunun çeşitliliği üzere. Katılımcılardan biri heyecanla gittiği bir yoga inzivasını ve bu yolculuğun kendisinde nasıl bir değişim yarattığını anlatıyor. Bir diğeri bir nefes kampında yaşadıklarının nasıl kendine başka bir hayat yolu çizmeye yönelttiğini paylaşıyor.

Herkesin deneyimi farklı ve faydası kendine özel; aile dizimleri, meditasyon kampları, dişil-eril yönlerimize ait çalışmalar, insan vücudundaki enerji noktalarının psikolojisini deneyimleten atölyeler…

Liste uzayıp gidiyor.

Gurubun ortak ruh hali; merak duygusuyla farklı deneyimlerden ne öğrenebilirim noktasında.

Eğitimin başından beri gurup sohbetlerinin dışında kalmayı tercih eden iddialı katılımcımız aniden gurubun ortasına dalıyor. Bütün bu çalışmaların yaşadığımız çağın saçma ve faydasız ticari oyuncakları olduğunu belirtiyor. Adına havalı ön ekler koyularak insanların duygusal boşluklarından ve çaresizliklerinden yararlanıldığını, kandırıldığını, özellikle de kadınların bu tuzaklara düşmeye çok meyilli olduğunu açıklıyor.

Kendisinin bu tür eğitimler, kamplar, atölyeler gündeme geldiğinde arkasına bakmadan kaçma duygusu yaşadığını ekliyor.

***

Sıcak gurup enerjisi, beklemediğimiz bu çıkışın etkisi ile donup kalıyor. Kimse sözün üzerine söz söylemeye teşebbüs edemeden molanın bittiğini anladığımız minik çan çalıyor!

Victor E. Frankl’ın “Uyaranla tepki arasında bir boşluk vardır. O boşluk, vereceğimiz tepkiyi seçme gücümüzü barındırır.” sözü canlanıyor zihnimde.

Çan sesi bu boşluğun bir bölümünü doldurarak bana destek oluyor. Seçme gücüme sırtımı dayayıp, kahvemin son yudumun keyfine varıyorum!

***

Sonrasında bu minik şok anı beni 2014 yılına ışınlıyor. Hayatımı yeniden tasarlamak üzere yola çıkmaya henüz karar verdiğim, uzun süre kendime özel bir şey yapmamış olmanın getirdiği huzursuzlukla kitaplar arasında kaybolduğum günlere…

Kaçırdım hissine kapıldığım gelişim duygusunun paçasından tutup yakalayabilmek için arsız ve görgüsüzce kitap satın alıyorum. Böyle bir toplu kitap satın alma gününde çok satanlar reyonunda bir kitap dikkatimi çekiyor.

Kitabın ismi YOL. Yazarının adını ilk defa duyuyorum; Metin Hara. Sayfalarını karıştırıyorum merakla. Alışkın olmadığım bir dil hayat buluyor satır aralarında. Ergenlik yıllarımın pembe dizilerini anımsıyorum nedense. Oysa kitap kişisel gelişim raflarında!

Geriye bırakıyorum kitabı.

Algıda seçicilik; sonrasında birçok yerde kitap karşıma çıkıyor. Tatilde bir arkadaşımın elinde görüyorum önce, sonra haberlerde yüz bin satış adetlerine ulaştığını öğreniyorum.

Kötülük damarım kabarıyor; bu ülkenin en çok izlenen filmleri ile çok okunan kitaplar arasında paralellik kuruyorum.

***

Aradan bir yıla yakın bir zaman geçiyor. Bu sefer küçük bir semt kitapçısında kitaplara bakarken hemen yanı başımda kitaplarla ilgili konuşan iki genç kızın sohbetine kayıyor dikkatim.

İncecik uzun boylu olan “Ben artık hep aynı romantik aşk hikayeleri anlatan kitaplardan sıkıldım. Değişik bir şey okumak istiyorum” diyor. Arkadaşı daha bilen kişi. Arka arkaya farklı kitap önerileri getiriyor. Orhan Pamuk ve Elif Şafak isimleri çalınıyor kulağıma. Gülümsüyorum.

Tam sohbetten kopmak üzere iken “Bak burada bir de Metin Hara’nın YOL kitabı var, istersen onu okuyabilirsin, ben çok severek okudum ve çok faydasını gördüm” cümlesi yakalıyor beni.

Merak genlerim mitoz bölünmeye uğruyor.

İzinsiz bir şekilde yandaki konuşmaları dinleyen meraklı teyze konumuna düşmeyi dahi göze alarak; benim de farklı bir kitap aradığımı, konuşmalarına kulak misafiri olduğum için YOL kitabıyla ilgili düşüncelerini merak ettiğimi söylüyorum. (“Bembeyaz, minicik bir doğru olmayan söz kimseyi incitmez, eninde sonunda bir sosyal araştırma sorusu bu!” duygumu da fark ediyorum.)

Kitabı öneren ve enerjisi üzerinden taşan okuyucumuz “Ben çok çabuk sinirlenirdim bu kitabı okumadan önce, en ufacık bir gerginlikte hemen sesim yükselirdi mesela! Sonra bu kitabı önerdi bir arkadaşım, okudum. Çok işime yaradı. Neden öyle davrandığımın sebeplerini gördüm, bu durumu nasıl engelleyebileceğime dair ipuçları öğrendim. Her zaman işe yaramaz tabi bu tür şeyler ama yine de…” diye devam ediyor.

Şaşkın bir halde, karmaşık düşüncelerle dolan zihnimi susturup teşekkür ediyorum sohbetlerine beni de dahil ettikleri için.

***

O gün o küçük mütevazı kitapçıda, kendilerinin daha iyi hallerine ulaşmaya çalışan bu iki genç insan bana çok keskin ve derine saplanmış bir ön yargımla ilgili dev bir boy aynası tutuyor.

Her bir insanın içsel yolculuğunun biricik ve kendine özel olduğunu, her birimizin bu yolculukta farklı kaynaklardan beslenebileceğini, önemli olanın niyet olduğunu öğretiyor.

***

Hepimiz farklı kültürlerden geliyoruz; atalarımızdan miras genetik faktörlerimiz, anne ve babamızla kurduğumuz özel ilişki, yakın aile fertlerinden öğrendiklerimiz, okuduğumuz okullar, çocukluk ve gençlik arkadaşlıkları bizi biz yapan değerlerimizi, karakterimizi oluşturuyor. Aynı zamanda hayatı etiketleme şeklimizi ve ön yargılarımızı.

En yakınlarımız bile buz dağının üzerindeki bizi görürken biz hayatımızı buzdağının görünmeyen bölgesindeki değerlerimiz, kültürümüz, ön yargılarımız, konuşulmadan-farkına varılmadan kabullendiğimiz zihinsel ve duygusal mirasımızla yaşıyoruz…

Bugünlerde geriye dönüp baktığımda ben de hayatımın uzunca bir süresinde çok zihin odaklı ve önceden edinilmiş çerçevelerin içinde, ön yargılarımla kucak kucağa yaşadığımı fark ediyorum. Bu farkındalıkla hala varlığına yeni tanık olduğum düşünce kalıplarıma şaşırıyorum.

***

Bu şaşkınlık anlarımın mihenk taşı; sevgili Gestalt Fakülte Lideri’m Gila Şeritçioğlu’nun da eğitimlerde hep söylediği üzere; “İyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız… Güzel de, kime göre? Onun yerine sorulması gereken; bize hizmet ediyor mu hizmet etmiyor mu? Bütün mesele bu!”

***

O zaman kendinizden daha iyi bir ben çıkarma uğraşında size hizmet ettiğini veya edeceğini düşündüğünüz her türlü yola ön yargısız, sevgi, şefkat ve kararlılık ile sahip çıkmanız dileği ile…

Sevgiler,

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Yazarın Diğer Yazıları