Sen Kimin Kızısın?

,

Yıllar önce katıldığım bir yazı atölyesi çalışmasının bir bölümünde bizi biz yapan hikayelerimizle çalışıp, geçmişin hafızalarımıza hapsettiği irili ufaklı anıları bir araya toparlarken katılımcılardan birinin anlattığı bir hikaye hepimizin kalbine ok gibi saplandı.

Hikaye, atölye çalışmasına Japonya’dan katılan Yoko’nun, yirmili yaşlarının sonunda dil öğrenmek için gittiği İngiltere’de bebek bakıcılığı yaparak kaldığı evde yaşadığı minik bir anısıydı aslında.

Bebek bakıcılığı yaptığı sırada eş zamanlı olarak İngilizce kurslarına da katılan Yoko’nun patronları onun İngilizce dil kursunun bitirme sınavından aldığı oldukça başarılı notları duyunca gerçekten çok sevinmişler ve “Yoko bu muhteşem, seninle gerçekten gurur duyuyoruz…” sözleriyle mutluluklarını dile getirmişlerdi.

Yoko, neredeyse otuz yıla yaklaşan hayatında, kendisine sevgiyle sarılan bu insanların ağzından duymuştu ilk defa “…seninle gurur duyuyoruz…” cümlesini.

“…seninle gurur duyuyoruz…”

***

O ana kadar hepimizin ortak teması kuvvetli yönlerimizi paylaştığımız hikayelerdi. Herkes irili ufaklı  herkes başarı hikayelerini sanki yaşanan anlara geri ışınlanıp, aynı mutluluk kümesinin içine girmişçesine gururla anlatıyordu.

Pozitif enerjiyle yükleniyorduk her bir hikaye sonrasında; neşeli, heyecanlı, gelecekten umutlu…

Yoko’nun anlatırken gözyaşlarına engel olamadığı hikayesi ise hepimizi durdurdu önce.

Gurubun sistemine, hızla kalplerimize dokunan, sahici bir farkındalık getirdi.

“Bütün, parçaların toplamından fazladır” tezinin duygular için de ne kadar geçerli olduğu hissiyle aydınlandı çemberimiz.

***

Yoko’nun hikayesi, tüm gurupta yarattığı benzer etkiyle, beni de çocukluğumun en kıymetli günlerine taşıdı.

En büyük derdimin görülmek, takdir edilmek, sevilmek ve kabul edilmek olduğu günlere.

Onun kırılganlığını en yalın haliyle paylaştığı etkileyici hikayesini daha dinlerken kelebekler karnımdan kalbime doğru kıpırdanmaya başlamıştı bile.

Zihnimin çok da anımsamadığı ama duygusu içime gizlenmiş anılar, çekmecelerini zorlamaya başladılar sanki “hatırla bizi” diye minik hassas kanatlarını birbirine değdirerek…

***

O zamanlar hiç farkında olmasam da bir kız çocuğu olarak kendimi beğendirmek, başarılarımla gururlandırmak, ne kadar akıllı ve farklı olduğumu ispat etmek istediğim ilk kişi de babamdı doğal olarak.

İlkokulun ilk sınıfları da bütün bu başarıları taleplerimin karşılığını üretebileceğim en organik ortamım…

Okulda sıradan olmayan her başarımı heyecanla ayrıştırır, sadece babamın açabileceği bir pakete sarıp sarmalar, akşam babam eve geldiğinde bu büyük paylaşma anının keyfini nasıl uzatabileceğimin hayaliyle geçirirdim günün önemli bir bölümümü.

***

O yaş kızlarına mahsus sabır ve yaratıcılığımla; hikayemi defalarca farklı şekillerde kendime anlatıp, her seferinde biraz daha süsleyip, zekice kurgulayıp, heyecan dozunu arttırmayı da unutmadan beklerdim o kutlu anı.

***

Bu önemli paylaşma anında babam gözlerini benden ayırmadan beni dinler, memnuniyetini hissettirir, benimle birlikte sevinir ve lakin hep aynı cümleyi kullanarak bitirirdi konuşmasını.

“Tabi ki sen kazanacaksın o şiir yarışmasını kızım! Sen kimin kızısın!”

“Tabi ki seni seçecekler Anneler Günü konuşmasını yapmak için! Sen kimin kızısın!”

“Tabi ki sen…! Sen kimin kızısın!”

“Kimin kızısın sen!”

***

“Kahraman Babasının Kızı”ydım ben tabi ki!

Anneme beslediğim sevgi ve şefkat terazinin kefelerinde ne kadar ağır bassa da, şimdiki durduğum yerden baktığımda anlıyorum ki, birçok konuda babamdı rol modelim.

Onun gibi özgür ruhlu, maceraperest, cesur, girişken, hayatı geldiği gibi kabullenip dayanıklılığını hiç kaybetmeden tekrar tekrar deneyen, üretken, esprili biri olmaktı hayalim.

***

O gün o yabancı şehirde, hiç tanımadığım bir Japon kızının “…seninle gurur duyuyoruz…” hikayesi benim “Sen kimin kızısın!” hikayeme kendi içimdeki alanı açtı.

Unutulmaya yüz tutmuş ve tam da adı konmamış duygular görülmenin rahatlığına kavuştu.

***

Dile gelmek isteyen kelimeler içinse henüz vakit erkendi.

Cesaretim, boğazıma takılan bu düğümleri açıp, o duyguların söze dökülmesine izin vermeye hazır değildi daha…

***

Sonraki zamanlarda birçoğumuz gibi ben de önce kendimle, sonra çocukluğumla, sonra kabul etmekle, sonra tekrar başa alarak hayatla hesaplaşma döngüsüne epey bir emek verdim.

“Kahraman babamın kızı” kimliğimi üzerimden çıkarıp gerçekten kim olduğumun peşine düştüm.

Doğal olarak “Sen kimin kızısın?” sorusu da, duygusu da unutuldu gitti.

Birkaç yıl öncesine kadar!

***

O sonbahar, babam bir ameliyat sonrasındaki nekahat dönemi için ilk defa uzun süreli olarak evimizde kalmaya geldi. Yılda bir iki kez bizi ziyarete gelse de hiçbir zaman birkaç günden fazla kalmayı tercih etmediği için birlikte geçireceğimiz bu beş altı haftalık süreç hepimiz için bir ilk olacaktı.

Oldukça meşakkatli geçeceği ile ilgili bilgilendirildiğimiz iyileşme döneminin bizim evde hep birlikte nasıl geçeceği ile ilgili oldukça tedirgindim.

Zor beğenen, dominant ve bazen oldukça talepkâr olabilen, arada huysuzluk limitlerini de zorlayabilecek yönlerinin hatırası içimde kımıl kımıl hareketlenmedi dersem yalan olur.

Fakat o da ne!!!

En önemsiz konulara bile minnetle teşekkür eden, yediği her basit yemeğe bir şölen sofrası iltifatları oluşturan, bize yük olmamak için en destek gerektiren işlerini bile kendi yapmaya çalışan bir adam vardı karşımda.

Sanki hafif yaş almış, burnunun altına kalın bıyık yapıştırılmış bir pamuk prens!

***

Ön yargılarımdan ve gereksiz kaygılarımdan utandım.

İyi huyuna bir de inanılmaz gayretinin eklendiğini her gün tekrar tekrar görünce, dayanamadım;

“Baba inanılmazsın. Bu kadar azimli olabilecek, kendini bu kadar hızla iyileştirebilecek ve bu önemli zor dönemi bu kadar morali yüksek bir şekilde atlatabilecek başka birini tanıdığımı düşünmüyorum. Gurur duyuyorum seninle…”

Diyerek uygularımı paylaştım.

Duyduklarından çok memnun, uzun uzun anın keyfini çıkardı önce.

Sonra ağır aksak yürümeye başlarken;

Tabi ki çok hızlı ve keyifle iyileşeceğim!” dedi ve ekledi; “Ben kimin babasıyım?”

***

Şimdi bütün bu hikayelerden bana kalan duygular; sevgi, şefkat ve kabullenme…

Bir de feminist yazar Sara Maitland’ın şu satırları;

”Ben babamın kızıyım. Onu sevmedikçe kendimi sevemem.”

Sevgiyle…

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Yazarın Diğer Yazıları