Bitmeyen Krizlerden Bana Kalanlar

,

“Ve fırtına dindiğinde nasıl hayatta kaldığını, bunu nasıl atlattığını hatırlamayacaksın. Aslında, fırtınanın gerçekten bitip bitmediğinden de emin olamayacaksın. Ama şurası kesin. Fırtınadan çıktığında fırtınaya giren kişi olmayacaksın artık. İşte fırtına dediğin tam da böyle bir şeydir.” Haruki Murakami

Soy ağacımıza göre, her iki taraftan da büyükanne ve dedelerim 1. Dünya Savaşı dönemi çocukları. Annem ve babam da 2. Dünya Savaşı başında ve sonunda doğmuş.

Pek çok çağdaşım gibi genlerime kazılı savaş ve sonrası dönemlerin kendine has ruh hali!

İlk ve en canlı gençlik anılarımdan biri İstanbul’a taşındığımız gün olan 12 Eylül 1980 tarihine ait; eşyalarımızı evimizin önünde duran kamyondan indirmeye korktuğumuz sabaha…

1990, iş hayatına başladığım yıl. İlk hatırladıklarımdan biri birkaç ay sonra patlak veren Körfez Krizi! ABD’nin, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan en büyük koalisyon gücü ile Irak’a girdiği dönem.

Savaş; canlı yayınlarıyla televizyon tarihinde bir çığır açarken, benim zihnime kazınan; ikiye katlanan fiyatlar, çakılan büyüme hızı, zıplayan enflasyon, tepetaklak yuvarlanan ekonomimiz!

Aramızdan birileri işten atılacağına, %60-70 enflasyona rağmen, zam almadan geçirdiğimiz yılları sorun bile etmememiz!

1994, reklamcılıktan televizyon sektörüne geçtiğim yıl. Türkiye’nin 90’lı yıllardaki en derin krizini, ilk defa hiper enflasyonu yaşayarak deneyimlediği zamanlar! Birleştirilen satış ekipleri, işten çıkarılan insanlar, kırılıp dökülen hayaller!

Bir başka işimde, ilk genel müdürlük heyecanımla, 2000 yılında inanılmaz bir büyüme hızı yakalamışken, 2001 yılında patlak veren Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik krizi!

Havalarda uçuşan Anayasa kitabı, birkaç günde %40 değer kaybeden Türk Lirası, işsizler ordusuna katılan milyonlarca kişi! Önümüzde, sil baştan açtığımız yepyeni sayfalar.

2008 yılında anaokuluna başlayan oğlumla birlikte benim de tam zamanlı işe dönüşüm ve akabinde ABD’de başlayıp aynı hızla bizi vuran küresel ekonomik kriz.

2013’de Gezi Olayları, 2015’te düşürülen Rus uçağı, 2016’da başarısız darbe girişimi…

Bütün bu sıraladığım olaylar sadece bir çırpıda aklıma gelen ve kendi kişisel tarihimde tanık olduğum “önemli ekonomik krizler”e neden olan olaylar… Böyle bakınca, çok daha derin ve sosyal depremlere yol açan konularımıza girmesek bile, krizsiz bir dönem yaşamak kısmet olmamış neredeyse!

Ve her biri için hatıramdaki ortak duygu derin bir endişe, hüsran ve hayal kırıklığı.

Bugün, yakın tarihimizin belki de en belirsiz ve derin krizlerinden birinin, kartopu etkisiyle büyüyerek, üzerimize doğru yuvarlandığını görürken zihnimde sürekli geçmişten bu kareler dönüyor.

Zaman zaman etkisiz eleman gibi hissederek motivasyonumu kaybediyor olsam da, en büyük desteği “Bitmeyen Krizlerimden Öğrendiklerim” çantamın “Yine Yeniden” bölümünden çekip çıkarttıklarımdan alıyorum. Sabırla tek tek okumak için her bir seferde!

İşte bu bölümden zor zamanlarda bana rehberlik ederek, hayattaki gerçek kutup yıldızımı hatırlatan, durmak yok mücadeleye devam dedirten ve üstelik bilimsel olarak faydaları da kanıtlanmış birkaç öneri;

Hayatta engelleyemeyeceğim şeyler var

Kontrol duygusu güçlü bir insan olarak yaşadım yıllarca, sandım ki gerekli önlemleri alırsam kendimi ve sevdiklerimi belirsizliklerden korurum. Tabii ki hayat en güzel öğretmen, bireysel kontrol alanımız da düşündüğümüzden çok daha dar.

Kabul etmekten başka çarem olmayan bir yer çekimi kuralı!

Hayatımda gerçekten önemli olanlar

Kiminle olduğum nerede olduğumdan daha önemli her zaman; sevdiklerim, gerçek arkadaşlarım, ailem yanımda ise ne gam!

İşimden, gücümden olabilirim; bunu yaşadım da, çok şükür ki sağlığım yerinde ve yeniden başlama gücüne sahibim.

Zor zamanlardaki ben gerçek benim

Kolay zamanlarda hayat hepimize güzel, işler tıkırında, moraller yüksek.

Kriz ortamları, yola beraber çıktığımız insanların ve kendi değerlerimizi gerçekten test etme zamanı. Satışlar her ay düşüp, hedefleri tutturamayıp, tahsilatlar aylarca geciktiğinde patronum bana nasıl davranırsa davransın, ben bana bağlı çalışanlara hala aynı anlayış ve takdiri gösterebiliyor muyum?

Evin bütçesinde sürekli yeni zorunlu kısıtlamalara gidildiğinde eşime ve çocuğuma hala aynı sevgi, şefkat ve güler yüz ile sarılabiliyor muyum?

Var mı bu sorulara düşünmeden evet diyebilmek gibisi!

Olayları değiştirme gücüm olmasa da bakış açımı değiştirebilirim

Krizleri hayatımın merkezine koyup koymamak bana ait bir karar. Eğer hayatın sadece yukarı çıkan bir merdiven olduğunu düşünüyorsam işim zor. Durmam gereken geniş ara katlar ve yeni bir tepeye tırmanmadan önce gelen inişlerle dolu hayat yolu.

Doğadaki gibi ömrü var her çiçeğin, yaprağın. Mecazi olarak da olsa önce bazı şeylerin yok olmasını kabullenmek lazım tekrar yeşerip cana gelmek için.

Evet çantamın bu bölümü bu kadar az ve öz! Gerisini bana bırakmış.

Şimdi, tam da bu öğrendiklerimle, sayısız kriz içine düştüğüm yirmi beş yıllık kurumsal hayattan sonra, ilk defa girişimciliğe cesaret ederek hayallerimin peşine düştüğüm bu dönemde yaşadığımız bu yeni ve derin krize teslim etmiyorum umudumu.

Aksine cesur ve uyumlu olmaya, sürekli öğrenmeye, birlikte gelişmeye, ilerlemeye, harekete geçmeye ve yapılmamış işleri hayata geçirmeye taraf oluyorum.

Krizi körükleyen negatifliği değil gerçekçi pozitif ruh halini, bildiklerimi paylaşmayı ve işbirliğini seçiyorum.

Ve bir Japon atasözünün dediği gibi “Yedi kere düşersek, sekiz kere kalkacağımızı…” biliyorum.

Yine, her krizde olduğu gibi, krizi nasıl öngörüp önlem alamadığıma üzülmeden, bu sefer ne öğreneceğime, başlangıç zihniyeti ile hayatın bana nasıl yeni yollar açacağına merakla ve umutla bakmaya karar veriyorum.

Hayatta maddi hiçbir şeyin garantisi olmadığını bir kez daha hatırlayarak!

Sevgiyle…

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Selma Yalaman Serger

Yazarın Diğer Yazıları