Ma (*)

,

Ma (*)

* Sanskritçe anne (mother)

Ah!

***

Ateş oldun, içimde yanıyorsun Annem!

Yaş oldun, gözümden akıyorsun Annem!

***

Ben sandım ki, yedisi, kırkı, elli ikisi geçince acı da hafifleyecek, geçecek.

Öyle olmuyormuş.

Zaman geçiyor, acı geçmiyor. Sadece biçim değiştiriyor. Alev alev yanan bir ateşten, için için yanan bir kora dönüşüyor.

Dönüşen ve dönüştüren bir acı.

***

Sen gittiğinden beri -mış gibi yapıyorum Anne.

Hayat devam ediyormuş gibi.

Ölenle ölünmüyormuş gibi.

Allah sıralı ölüm versinmiş gibi.

Zaman ilacıymış gibi.

Unutmuş gibi değil ama bir anlığına bile olsa avunmuş gibi.

Çok sevdiğin demli çayı içerken boğazım düğümlenmiyormuş gibi.

Özleminle başa çıkabiliyormuş gibi.

Hasretin bir bıçak olmamış, ruhumu, kalbimi oymuyormuş gibi.

Nefes alıyormuş gibi.

Yaşıyormuş gibi.

-mış gibi.

***

İnsanın eşya kadar hükmü yokmuş.

Sen gittin, eşyaların kaldı.

İzlerin duruyor bende.

***

Bugün doğumgünün Anne.

Seni toprağa verdiğimiz dokuz ayı geçti. Bizi karnında taşıdığından daha uzun zamandır toprak ananın koynunda yatıyorsun.

Yaşlı ve hasta bir kadının ölümü değil yasını tuttuğum. Aksine senin daha mutlu ve huzurlu olduğuna, daha iyi olduğuna eminim. Böyle yaşamayı istemezdin zaten, ben de istemezdim.

Anne-kız olarak yaşayamadıklarımızın yasını tutuyorum ben. Yarım kalanların.

Evet, Annemi çok özlüyorum. İçim sızlıyor. Ama yakın bir zamanın özlemi değil bu, hastalıkla mücadeleyle geçen senelerin, belki de bir ömrün özlemi.

***

Rüyalar rahat vermiyor. Uykularımın tadı yok.

Tarihi bir binadayım, müzeye benziyor içerisi. Sanat eserlerinde senden izler var, bazen bir heykele takılı kalmış bir fular, bazen bir tabloda seni anımsatacak bir iz… İpuçlarından seni bulmaya çalışıyorum Anne, oradaymışsın güya, varlığını hissediyorum.

Labirent gibi galeriler arasında koştururken tekrar başladığım noktaya geliyorum. Anlıyorum ki binanın her yerini dolaşmışım ama sen yoksun… Olduğum yere çöküp hıçkıra hıçkıra Anne diye ağlıyorum.

Uyandım.

***

Kalbi aynı yerden yaralı, çok sevdiğim bir arkadaşım yazmıştı; annesi varken kendisinin ne güzel olduğunu… Okuduğumda içimden bir şey kopmuş, burnumun direği sızlamıştı.

Ne var ki, hayat beni aynı yarayla örseleyince anladım ancak, tam olarak ne demek istediğini.

Sen varken ben ne güzelmişim Anne. Senin yokluğunda gülüşüm dudaklarımda dondu, gözlerimin ışıltısı gitti. Ne saçlarım eskisi gibi parlak, ne de en sevdiğim elbisem yakışıyormuş gibi geliyor artık.

***

Benim Annem Zümrüdü Anka kuşu. Küllerinden doğar yeniden, yeniden…

“Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil.”

-Yunus Emre

***

Sana ait bir defter bulmuştum Anne. 1960 tarihli. 18 yaşındayken gittiğin Ankara okul gezisinin günlüğü. Aralarda sevdiğin şarkıların sözlerini ve şiirleri de yazmışsın… Senden yıllar sonra ben de aynı şarkıları, şiirleri defterlerime yazıyordum. Ben kendimi hep babamın kızıyım diye düşünürdüm, bu kadar senin kızın olduğumu bilmiyordum Anne.

***

Küçükken, lojmanlarda rastlayanlar sorardı, ‘Yoksa sen Gülten Hanım’ın kızı mısın?’ diye.

Evet, ben Gülten Hanım’ın kızıyım, ismim Ayşe.

***

“Kendine iyi bak. Bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. Bir daha hiçbir cihan bulamaz seni.”

-Ahmed Arif’ten Leylâ Erbil’e Mektuplar

Biliyorum Anne, biliyorum, sen beni merak etme.

Sıdıka Ayşe Banaz

Sıdıka Ayşe Banaz

Sıdıka Ayşe Banaz

Yazarın Diğer Yazıları