Sınav Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar!

,

Okullar açıldıktan sonra sanki zaman çok daha hızlı işlemeye başlamış gibi hissetmeye başlıyor hem öğrenciler hem de aileleri. Hele sınav senesi içindeyse öğrenci, sınav tarihi gelinceye kadar yapması gerekenler hızla önünde kocaman bir duvar örmeye başlıyor. Olaylara bazı farklı açılardan bakarsak daha kolay çıkış noktaları bulabilir miyiz bir bakalım isterseniz…

Aslında hayatımız iki bölümden oluşmakta: birinci bölüm okul hayatı, diğer bölüm de hayat okulu. Birinci bölüm; şu çok şikayet ettiğimiz, midemize krampların girdiği, bize bir sürü gereksiz sorumluluk yüklediğini düşündüğümüz kısım, genel olarak hayatımızın dörtte birini oluşturuyor. Sonraki hep gelsin diye hayalini kurduğumuz kısım ise kalan dörtte üçünü. Oysaki hayat okuluna başladığımız gün, bizim okul hayatındaki tüm performansımızın sonucu olan bir yol uzanıyor önümüzde. Okul hayatında girdiğimiz tüm sınavlar bize öğretilen, belirlenmiş konulardan olduğu halde, hayat okulunda hiç de öyle değil durum. Sorular hiç bilmediğimiz yerden çıkabilir karşımıza. Bize düşen tüm sorulara, sorunlara hazırlıklı olacak şekilde kendimizi geliştirmek.

“Kendine güven kazanmanın en mükemmel yolu, başarısızlığa imkan vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır.” Lockwood – Trope

Sınav sistemi ile savaşmak yerine, sizi eleyen mekanizmanın kişinin kendi kararları, tutum ve davranışları olduğunu kabul edip, ona göre bir strateji geliştirmek önemlidir. Peki, hayatın sınav sistemi nasıl çalışıyor?

  • Her isteğin bir bedeli vardır.
  • İstekler ne kadar büyük ise bedeli o kadar büyüktür.
  • Önce bedeli ödeyip, ödülü sonra alırsın.

Yani sınavı kazanmak ödül ise, kazanmak için gösterdiğimiz tüm çaba da bedeldir. Hedef ne kadar yüksekse, ona ulaşmak için göstermemiz gereken çaba da o kadar fazla olacaktır ve önce çok çalışıp sonucunu da ancak ondan sonra görebiliriz.

En büyük soru; bu yıl boyunca nereden başlayıp, nasıl bir yol izlemeliyim ki istediğim hedefe ulaşabileyim?

Her öğrencinin kendini fark etmesi, yapabileceklerini keşfetmesi gerekir. Nasıl öğrendiğini belirleyerek, zihninin gücünü tanımlamak ile başlayabilir. Hepimiz farklı şekillerde öğreniyoruz ve kapasitelerimiz de birbirinden farklı. Öğrenme şeklini ve daha farklı nasıl öğrendiğini keşfettikçe gerçek öğrenmeyi öğrenme süreci başlayacaktır. Başarılı bir öğrenme %50 moral durumuna, %50 de teknik yeterliliğe bağlıdır. O halde öğrenme başarımızın yarısı kendimizi öğrenmeye hazırlamaya, yarısı da nasıl ders çalışacağımızı bilmemize bağlıdır diyebiliriz.

Sınav süreci ile başa çıkabilmek için öğrencinin ve yakın çevresinin sınava ilişkin tutum ve algılarında değişiklikler yapması gerekiyor. Düşünce süreçleri, sınava ilişkin tutum ve yaklaşımlar değişmeden sınav dönemi ve onun getirisi olan kaygı ile mücadele olası değildir. Örneğin, “bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek” ifadesi yerine, “başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Şansım var, bunu kullanabilirim. Başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez” şeklindeki bir ifade, duruma daha gerçekçi bakmanızı sağlayacaktır. Ancak bu kolay bir değişim süreci değildir. Daha önce de ifade edildiği gibi, sınav döneminde olan öğrencinin kaygısını yenebilmesi için hem kendisinin hem de yakın çevresinin tutum değiştirmesini gerektiren bir sürece gereksinim vardır.

Kendinizin, yapabileceklerinizin ve zihninizin gücünün farkına varmak bu süreçte ortaya çıkabilecek kaygıyla başa çıkmada yararlı ve etkili olacaktır. Ayrıca öğrenci koçları da, bu süreçte öğrenciye ve ailesine yol arkadaşlığı yaparak ve bireyin potansiyelini gerçekleştirmesine engel olan sınav kaygısı durumunu alt etmesine yardımcı olacaktır.

Ceyda Tezel

Aile Danışmanı – Profesyonel Koç
Capital Brave Dergisi, Kasım 2015 sayısı