Yazmak

,

İnterstellar filminde, bilim insanları yaşanacak başka gezegen arıyorlardı ve orayı bulunca kestirme yoldan gittiler; bir kara delik. Kara delikten nasıl geçtiklerini elimde bir kağıt ve bir iğne olsa size çok nefis anlatabilirdim. Ama yazarak anlatamıyorum. Yazarak anlatamayacağımız şeyler var.

“CEO Life” dergisinin bir sayısında, “sporun her türlüsünde insanın başına ne geliyor acaba” sorusunun yanıtı, düzenli spor yapan CEO’lar tarafından şöyle anlatılıyordu;

-konsantrasyon artıyor

-beden yatışıyor, sakinleşiyor

-belirsizlikler şekilleniyor

-sorular cevaplanıyor

-motivasyon artıyor

-fikirler gelişiyor

-verimlilik yükseliyor

Sporun faydalarını sayfalarca ballandıra ballandıra yazabilirim. Ama yarım saat yüzüp çıktıktan sonraki “sandığımdan daha iyiyim ve herşey daha kolay olabilir” hissini yaşatamam. Suyun kaldırma kuvvetinin bahşettiği uçmaya benzer hissi de kelimelerle anlatamıyorum. Sabahın köründe ağaçlı bir yolda yürürken tende hissedilen serinliği de. Güneşin doğuşuna denk geldiğinizde havadaki huzuru ve zamanın yavaşlıyormuş gibi olmasını da. İnsanın beş duyusu ve dünya gezegeninin elementleri; bazıları enzim-substrat gibi örtüşüyor, oralardan alternatif bir cennet tanımı bulunabilir.

İnstagram profilleri mutlu, özgür, neşe saçan insanların twitter profillerine baktığınızda melankolik paylaşımlar görebilirsiniz. İnstagram insanların mutlu anlarını paylaştıkları bir mecra; fotoğraf etkisi. Twitter görece olarak daha mutsuz, gerçekçi bir mecra; yazma etkisi. Genelleme yapamıyorum fakat çoğunluk için bir fikrim var. Fotoğraf çekmek mutlulukla ilgili ve yazmak melankoli ile ilgili. Yazmak, tuhaf bir şekilde, mutlu anları çoğaltmıyor ama mutsuz anları nötrleştirme gücü var. Madem yazmanın nötrleştirme gücü var, bunu kullanalım. Acıyı kağıt üzerinde nötrleştirelim ve hayatımıza yer açılsın, zaman açılsın, enerji açılsın. Düzenli yazarak, terapi almışların elde edebildiği türden, kendimize ait bir iç görü elde edebiliyoruz. Yazınca; isteklerimiz mümkün görünüyor ve belki daha yakın. Acı ve korku da olduğundan daha az görünüyor, deşifre oluyor çünkü, deşifre edince gücünü azaltıyoruz. Yazdıklarınızı birinin okuması gerekmiyor, sizden çıkması gerekiyor. Beden artık elektrik üretmiyor o zaman. Havada asılı kalan olasılık yığını netleşiyor o zaman. Cuma iş çıkışı TEM gibi olan zihin açılıyor o zaman. Aklımızdan geçenleri kelimeler aracılığı ile görebiliyoruz. İçimizdeki sesi duymaktan, görmeye geçiyoruz. Görünce ikna oluyoruz, neden-sonuç ilişkisini kuruyoruz, anlıyoruz. İnsanın kendini anlaması; çok sevdiğiniz o şarkının radyoda denk gelmesi gibi, düşük yoğunluklu ama gerçek bir tatmin. Bir de yazmak, Ece Temelkuran’ın bir röportajında belirttiği gibi, insana serseri şeyler yapmak için meşru fırsatlar veriyor. Bir sırt çantası ile St.Petersburg uçağına atlayıp gitmek gibi. Yazanların sıkça yaşadığı bir duygudur; yolun evden daha tanıdık gelmesi. Yola çıkma isteği, yolda olma isteği, “şekerim uçakta daha iyi yazıyorum”lar… Yazmak, insanın köklerini uzatıyor sanki, kökleriniz derinse rüzgardan korkmuyorsunuz. Hayata bağışıklık kazandırıyor yazmak, bir çeşit immün sistem. Konuşurken herkesin konuyu yaralı olduğu yere getirmesi gibi, yazarken de konu sizin yaranıza geliyor ve yazmak o yüzden rüzgarlı bir yer. Serinlemek için yazabilir insan. Yazınca iddialı olmaktan, hayal etmekten, aklına gelenden korkmuyor insan. Yazma eylemini rahatlıkla kendini beğenmiş olmakla yaftalayabilirsiniz, kabul ediyorum biraz mesafeli duruyor, oysa sadece kendi halinde. O kadar serin bir duruş ki kibirli görünüyor, kabul ediyorum. Yazmak, yarın aynı fikirde olamayabileceğinizin kanıtı. Keskin uçlarınızı bir güzel törpülüyor. Yazmak; sevdiğiniz hayatı yaratmanın yolu. Yazmak, sorunları değil kendinizi büyütmenin yolu. Yazmak; bir yığın algı hatasından özgürleşme yolu çünkü algı, türlü türlü manyaklığın döndüğü bir yer.

Psikolog Deniz Bolsoy Erdem; “Terapi Defteri” isimli twitter hesabında insanın temel ihtiyaçlarını şöyle sıralamıştı ;

-Diğer insanlarla bağ kurmak

-Bağımsızlık & duyguları ifade etmek

-Kendiliğindenlik & eğlence & oyun

-Yeterlilik & kimlik duygusu

-Gerçekçi sınırlar

Başkalarıyla bağ kurmak için önce kendimizle bağ kurmamız gerekiyor. Yazmak bunu yapabilir. Yazmak, yukarıdaki maddelerin tamamına yetmese de, onlara gidecek kapıyı size açabilir. Yazmak, insanın kendiyle göz göze gelmesi. Yazmak, aynaya bakmanın başka bir yolu. Yazmak, zihninizin kapağını açıp içine bakarken, uçurumdan düşmekten korkmak… Yazmak, bilinçaltınıza yapılan bir kazı. Yazmak, hayatın darasını almayı sağlayan bir filtre. Yazmak, yeme içme isteğini bile tatmin edebilen bir dürtü ki, o kulvarda çok az şey vardır. Yazmak, Levent Yüksel’in ilk albümü.

Hayatınızı değiştirecek güçte bir alışkanlık sorsanız; yazmak derim. Elinizi serbest bırakarak yazmak, kendinizi tutmadan yazmak, sabah erken kalkıp yazmak, gece uyumadan yazmak, üzülünce yazmak, sevinince yazmak, aşık olunca yazmak (bu pek mümkün değil), aşk acısı yaşarken yazmak, kalemle yazmak, bilgisayarda on parmak yazmak… Yazacak bir şey bulamıyorsanız “yazacak bir şey bulamıyorum” diye defalarca yazmak. Elinizi serbest bırakın, bırakın aksın, bırakın köpürsün. Köpürene kadar inat etmek gerekiyor…

Zaten köpürmüyorsa şampuan değil, saç kremidir.

Sinem GÜNGÖR
Eczacı

Sinem Güngör

Sinem Güngör

Yazarın Diğer Yazıları