Sorgularımız hiç bitmiyor değil mi?

,

Sorgularımız hiç bitmiyor değil mi? Bitmesinde…Aranıp duruyoruz bir şekilde!

Bu aralar nedense, insan kendi varlığını ancak bir şeyler ürettiğinde en fazla hissediyormuş gibi geliyor bana…

Hiç boş durmaya gelmiyor!

Malum yaz/tatil dönemi, deniz kenarında ayak uzatma halleri çoğunlukla…(Geçen ay bu rehavete kapılıp yazı hazırlayamamıştım zaten:

Bir süre sonra, günlük rutinde elde havlu, ayakta parmak arası terlik, şapka, gözlük kombinasyonu ile denize doğru giderken, bir baktım ki kafamda binlerce proje; bir yandan yazılar, bir yandan eylem planları, öte yandan çalışılacak konular derken vücut dursa da beynin tatile inat çalıştığını bir şeyler üretmeye uğraştığını fark ettim. İçindeki enerjisi bitmeyen zıplayıp duran oyun çağı çocukları gibi!

Ne ilginçtir ki duramıyorsun, başka bir yazımda “bi dur” diyen ben değilim sanki! Beynimde dışarı çıkıp şekillenmeyi bekleyen bir sürü düşünce, proje, zihni sinir fikirler uçuşmaya başlamış.

Önce, bünye alışkın değil demek ki tatile dedim… Sonra, şöyle bir çevreme bakınca çok da yalnız olmadığımı düşündüm. Hiç bir şey yapamazsan düz taşlar bulunup üst üste diziliyor, kumdan kaleler yapılıyor, bulmaca çözülüyor, göğe dalıp hayaller kuruluyor, ille bir eylem hali…

Yine annem geldi aklıma! Son günlerine yakın ayakta durmaya, zorlanarak da olsa yürümeye çalışıyordu. Mutfağa gelip kabak yemeği yapmaya çalıştı. Sanırım yapmak isteği son eylemlerden biri olmuştu bu! Ben kabağı çok severim, babam da bir şekilde almış eski alışkanlık işte, annem de görünce kendi pişirmek istedi. Ben”- bırak uğraşma ben yaparım” deyip onu oturtmaya çalıştım. Oysa derdi yemek değilmiş, ben varım, hala işe yarıyorum, bir şeyler üretebiliyorum” muş, yıllar sonra fark ettim. Bu arada çok ilginç, yaklaşık 12 yaşlarındayken annemin bana yapmayı öğrettiği ilk yemek kabak yemeğiydi:

Yaşlılara genelde sen dur, otur dinlen deriz bir şeyler yaptırmamaya çalışırız ya! Kendimizce iyilik yaparız, onları düşünürüz. Amaç hiçte kötü değil aslında… Ama bu onlara sen acizsin, yapamazsın, bir işe yaramıyorsun mesajı veriyor alttan alttan! Sen öyle düşünmesen de!

Bırakın bir şeyler ile uğraşsın, torun baksın, çoraplarınızı düzenlesin, çiçekler onun sorumluluğunda olsun, yürüyemiyorsa örgü örsün, fasulye ayıklasın ama bir şeyler üretsin! İşte o zaman yaşamı sürdürmeye niyetleri oluyor. Ben hala varım, üretebiliyorum, birilerinin bana ihtiyacı var, kendim için değilse bile onlar için ayakta durmalıyım düşüncesi öyle bir işe yarıyor ki anlatamam. Deneyin görün.

Bırakın yaşlılığı fiziksel yetmezliği, kendinizi düşünün bir, hasta yatağındayken, kendi kendine rahatça gidip mutfaktan bir bardak su alabilmenin bile bir nimet olduğunu özleyerek fark etmediniz mi hiç? Sen suladığın için açan çiçekleri, ördüğün patikleri birinin ayağında görmeyi, senin elin değmiş ondan böyle tatlı olmuş denilen yemekleri, sanki beni yazmışsın, yüreğime dokundun denilmesini… Nasıl hissettiriyor?

Kendine yetebilmek, bir değer üretmek, bir şeyler var etmek ne kadar da iyi geliyor insana!

Yaaa! İşte o zaman üretiyorsam varım buradayım diyebiliyorsun gönlünce…

Bu arada ürettiğin şey, her neyse, önce senin için/sence önemli olmalı! Diğer ölçeklerin tümüne boş vermeli. Sen ne kadar sevgi kattın, ne kadar emek verdin ve çıktının senin gözünde değeri ne? En önce buna bakmalı insan şöyle bir karşısına geçip! Evet diyebilmeli yüzünde koskoca bir gülümsemeyle evet işte bu! Hayranlıkla eserine bakıp sonlandırmanın verdiği rahatlıkla derin bir soluk verdikten sonra…

Sonrası yine sana kalmış ister sakla ister paylaş…

Sevgiyle kalın.

 

Belma Kafadar KARAÇAM
Profesyonel Koç