Tercih Günleri

,

Durduğumuz an, yorulduğumuzu hissederiz.

Öğrenci koçlarının en yoğun dönemlerinden biri, malum üniversite tercih günleri…

Gençler için karar zamanı, ebeveyn – çocuk ilişkisinin en çok sınandığı günlerdeyiz. Her daim gündemde olan o meşhur ikilem de yine sahnede; anne baba evlatları için en iyisini istiyor, genç ise kendisine iyi geleni…

Danışmanlar, dershane hocaları, PDR uzmanlarının fikirleri alınıyor, ahbap eş dost çocukları ile kıyaslamalar yapılıyor; zaten karışık olan zihinler hepten karışıyor.

Birçok anneden benzer tepkiler alıyorum, “en son kiminle konuştu ise ona karar veriyor!”

Henüz on sekiz yaşında, yaşamlarının en zor seçimlerini yapmaları isteniyor. Reşit olduğu kanunlar çerçevesinde ispatlanmış olan bireyin, bundan sonraki yaşamını bugünden düzenlemesi talep ediliyor.

Yeni mi bu uygulama, elbette hayır. Bu yıl üniversite sınavına giren iki milyon iki yüz altmış beş bin dokuz yüz iki ile 2014 yılından bu yana iki milyonu aşan genç üniversite sınavlarına giriyor. Günümüzün bilgi teknolojileri sayesinde basit algoritmalar, giren öğrencileri birinciden en sonuncuya kadar “başarısına” göre sıralayabiliyor. 2010 yılından itibaren, 1999 yılı öncesinde olduğu gibi iki sınavlı sisteme dönüldü, ikinci sınav beş ayrı bölümden oluşuyor. Sistemin en önemli yaptırımı da, gençler sadece istediği mesleğin sınavına girebiliyor.

Ancak lise son sınıfta istediği mesleğe karar verenler için, ailesi ile bu bilinçli seçimleri başta hedef koyarak ilerlendiğinde, tercih aşaması kolay ilerlenen bir yol olabiliyor.

Mesleği mi seçmek gerekir yoksa üniversiteyi mi?

Bu sorunun doğrusu veya yanlışı yok, son derece bireysel bir karar. Eğer üniversite deniyorsa, hayal edilen ve rüyaları süsleyen bir üniversite vardır ve hangi bölümü olursa olsun orada okumak istenir. Diğer seçenek ile meslek seçimi yapıldıysa, nerede olursa, hangi üniversitede olursa olsun dört yıl mesleğimi öğreneceğim, diyebilir.

Her ikisinde de net bir yanıtı alamadığımız gençler için, gerçekten zor bir karar dönemi oluyor ve tercih zamanı epey sıkıntılı geçiyor.

– Okumak istediğin üniversitenin namı uluslararası arenada tanınmış mı, yurt dışı olanakları değişim programları var mı? Kampüsü, o beklenen öğrenci hayatını yaşamaya uygun mu?

– Çocukluğundan beri istediğin bir meslek var mı?

– İlgini çeken, dersinde sıkılmadan takip ettiğin bir konu var mı?

Bu soruların yanıtlarında, gelecekte okumak istediği dala ait ipuçları olabiliyor. Ancak bu sorulara “…aslında yok, okumayı pek sevmem, özel ilgi alanım yok, aslında fark etmez benim için… vb.” yanıtlarını veren öğrenci sayısı azımsanamayacak kadar çok.

İstediğine karar veremeyenler için, sınav sisteminin dayattığı sonuçlar doğrultusunda hareket etmek, buz üzerinde yürümeye benziyor. “TM – 3 puanım daha yüksek, hukuk mu yazsam acaba” karmaşası yaşanıyor. Böylece tercihler yapılırken hem sağlık, fen hem de sosyal alanlardan ortaya karışık bölümler sıralanarak, bu önemli karar ÖSYM’nin insaflı ellerine terkediliyor.

Görüştüğüm gençlerden edindiğim izlenimlerin başında, onları etkileyen faktörler arasında fiziksel çevre kadar birlikte oldukları insanların da çok önemli olduğunu düşünmeleri geliyor. Özellikle vakıf üniversitesini tercih edenler için çevre faktörünü eklemek şart, gençler yepyeni bir ortamda karşılaşacağı kendine uymayan arkadaş çevresi ile birlikte üniversite okumaktan kaçınıyorlar.

Ailelerin ilk öncelikleri, evlatlarının gelecekte kendisine maddi anlamda rahatça yeteceği ve prestijli meslekleri olmasıdır. Ancak gençler için ailelerinin bu isteği ilk öncelikleri değil. Kendilerinin keyifle devam edecekleri, çimler üzerinde uzanıp, arkadaşları ile hoşça vakit geçirecekleri ve kendilerince mezuniyet sonrası işi garantileyebildikleri üniversite yaşamı onların önceliği gibi görünüyor.

Sonuç olarak, daha önce hiç tanımadığınız, size sadece sınav sonuçları ile başvuran gençlere üniversite seçimlerinde yardımcı olabilmek “Öğrenci Koçları”na da mekanik bir süreç yaşatıyor. Öğrenciyi tam tanımadan, çocukluğundan gençliğe adım atarken keşfettiği ilgi alanlarını bilmeden, meta düzeyde alternatiflerini iyi anlamasını sağlamaya çalışıyoruz.

Şüphesiz ki, koç ile danışan arasında, iletişimdeki güven duygusu tercih günlerinde en iyi yardımcımızdır.

Sağlık ve huzurla,

 

Nurkan Zaim
Ekonomist, Eğitim Koçu