TUTKU’nun böylesi…

,

Koca bir yıl geçti bile… Aralık 2018 için yazımı çoktan hazırlamışken, bir akşam önce izlediğim filmin hissettirdiklerini paylaşmak istedim nedense ve bu yazı ortaya çıktı.
Ben de iyice sohbet havasına çevirdim buradaki yazma işini ya neyse… Yine hoşgörünüze sığınıyorum 🙂
Evet, ‘’Bohemian Rhapsody’’ QUEEN ve Freddie Mercury;

Bu nasıl bir müzik tutkusudur, nasıl bir ekip ruhudur, hayran kaldım doğrusu!
Hani bazen tek çocuk kalmasın kardeşsiz olmaz deriz. Sonra da öyle dostlar var ki kardeşten ötedir avuntusu yaparız ya… İşte bu gruptaki bağlılık benim diyen ailede yoktur sanırım. Biz bir aileyiz vurgusu da film boyunca dolaşıyor zaten! Aslında senaryolu bir filmden bahsettiğimiz için, hangisi gerçek hangisi kurgu tam olarak bilememekle beraber böylesi duygular da varmış, insanlar inanılmaz dostluklar kurabiliyormuş düşüncesi ile içim ısınıverdi… Öyle ki arkadaşlarının farklılığını ve her ne olursa olsun kişisel tercihlerini de kabul edip onun yanında olduklarını göstermek için zamanlarına göre cesurca bir tavır ile ilginç bir klip bile yapmışlar! Üstelik bu klip Amerika’da bir süre yasaklanmış.

Hadi dürüst olalım hangimiz cinsel tercihleri farklı olanları kolaylıkla normal kabul edebiliyoruz ki, kabul ediyorMUŞ gibi yapmadan!

Kökenini reddedip ismini bile değiştiren bir solist Freddie Mercury.

Sahip olduğu nasıl bir inançtır ve azimdir ki hayatı pahasına sevdiği işi yapmış! Sırrı bunu iş gibi görmeyip yaşadığını hissettiren bir amaç sayması sanırım… Dile kolay konserlerdeki milyonlarca insanı böylesi yükseltebilmek için koca bir yürek sarsılmaz bir inanç olmalı, hatta müthiş bir AŞK olmalı… Zaten filmin başında kendine olan özgüveni ile ben en iyisini yaparım konusu çarpıcı bir şekilde vurgulanıyor ve gerçekten kendine göre en iyisini yapabiliyor.

Her şey düşünceyle başlar aslında değil mi, gerçekten inanmak başarmanın büyük bir kısmı, belki de!

Dış görüntüsünü farklılaştıran dişlerinin bile avantajlarını fark edip kullanıyor.

Hangimiz eksik ya da farklı yanımızı kabullenip bizden yana olmasına çalışıyoruz? Kaçımız elimizde olanın değil de olmayanın peşinden koşup, onunla mutlu olacağımız algısı ile yaşıyoruz düşünsenize… Aslında çoğu da özümüzden gelen değil, bize dayatılan algılar üstelik!

Kaçımız her şeyi kaybetme pahasına inatla yaptıklarımızın doğru olduğunu savunuyoruz?

Filme adını veren parça bilinen formatların dışında 6 dk olmasına rağmen, ünlü bir yapımcıdan vazgeçme riskini de göze alıp inandığı eserinin değiştirilmesine izin vermeyip, sonuna kadar peşinde olmak hangi yiğidin harcı şimdilerde? Genel geçer beğenilere sunulan, sanat için değil para için yapılan bir sürü müzik parçası karşısında bu açıdan durup düşünmek de gerekiyor! Tuzun kuruluğu ölçüsünü de yabana atmadan tabii 🙂

Hele ki aşkına/eşine sahip çıkmak, farklı da olsa aşkın bambaşka bir çeşidini sunmak! İlle de birliktelik midir aşk dediğin sorusunu yolluyor izleyene!

En büyük özelliği de sapasağlam inancı sanırım. Kendine güveni zaman zaman sarsılsa da duygularının sahiciliğine inancı gerçekten göz yaşartıyor.

Dediğim gibi filmde anlatılanların hepsi gerçek mi değil mi bilmiyorum. Açıkçası inceleme şansım da olmadı henüz… Ama bütün bu hissettirdiklerinin kurgu da olsa iyi oyunculuk da olsa, gerçekten var olabilme olasılığı bile beni çok heyecanlandırdı. Dostluğa, aile bağlarına, işini inançla sürdürebileceğine dair bir umut yenilendi içimde! Umarım izleyebilenler de benzer şekilde düşünmüşlerdir.

İşte böyle…

Sanatın gücünü, bir iki saatlik filmle bile kitleleri etkileme konusunu hiiiç göz ardı etmemek lazım. İyi ellerde iyi kullanılması dileğimle…

Sevgiyle kalın.

 

Belma Kafadar KARAÇAM
Profesyonel Koç