Uçan Balıklar, Umut ve Mustafa Hoca…

,

Konuşmalarda günün sonuna doğru yaklaşıyorduk. Konuşmacıları takdim eden sunucu ; “Şimdi Van Gölü’ndeki inci kefali ile ilgili konuşmasını dinlemek üzere sevgili konuşmacımız Sosyal Girişimci Mustafa Sarı’yı sahneye davet ediyorum” dediğinde salonda derin bir sessizlik oldu.

TEDxIstanbul etkinliği…

UMUT teması…

Sadece konuşmacıların değil, moderatöründen, kruatörüne herkesin kendi alanında önemli bir şahsiyet olduğu TEDxIstanbul’da izleyiciler olarak çoğumuzun hayatımızda ilk defa duyduğu bir insan konuşma yapacak.

Üstelik Van Gölü gibi, ilkokuldan sonra sadece magazin sayfalarında yer alan canavar haberleri ile gündeme gelen bir coğrafyanın, inci kefali gibi, isminden balık olduğunu sezmemize rağmen(!) hakkında başka en ufak başka bir fikrimizin dahi olmadığı, bir canlısıyla ilgili…

Umut ortak teması ile TEDxIstanbul’da!

Önceki dokuz ayrı sunumu, tüm dikkatimi vererek, son derece konsantre izlemenin getirdiği hafif bir yorgunluk ve beni bekleyen yoğun hafta sonu planlarının da stresi ile hızlıca fayda – maliyet analizi yaparak “Konuşma başlamadan çıksam mı acaba” diye geçirdim içimden.

İnci kefali ile tanışsam severdim mutlaka, biliyordum, ama anında yargılamaya hazır aceleci önyargım anında devreye girerek “Şimdi kefal hikayeleri filan güzel de, unutma bir sürü işin var, çık hadi” diye dürtüyor.

Eşyalarımı el yordamı ile toparlamaya çalışıp bütün bu düşünceler zihnimde ışık hızıyla birbirinin peşinden koşarken birden Prof. Dr. Mustafa Sarı çıkıyor parlak spotların altındaki sahneye.

Mütevazı ruh halini her hareketinde hissettiren beden dili, bir çocuk gibi içten gülümseyen masum yüzü, ufak tefek bedeninden beklemeyeceğiniz enerjisi ile sahneyi öyle bir dolduruyor ki…

Duygularım, önyargılarımın üzerine zıplayıp otururken, ben kalıp dinlemeye karar veriyorum.

Konuşması bittiğinde bütün salon hep birlikte ayakta alkışlıyoruz. Bir taraftan tutamadığım gözyaşlarımı silerken, çoğu zaman bizi yöneten hızlı kararlarımızdan birine daha yenik düşmediğim ve kalmayı seçtiğim için kendi kendimi kutluyorum.

1992 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde akademik hayatına başlayan Prof. Dr. Mustafa Sarı, akademik çalışmalarını; o yıllarda üreme döneminde yapılan kaçak avcılık nedeniyle yok olma noktasına gelen inci kefali üzerine yapılandırır.

Sadece Van Gölü ve çevresindeki akarsularda yaşayan, o dönemde 1,2 milyon dolarlık ticari hacmi sekiz dokuz ağanın kontrolünde olan bir tatlı su balığıdır inci kefali.

Üremek için Van Gölü’nü terk ederek akarsulara doğru yol alır, kimi zaman ters akıntıya yüzerek kimi zaman uçarak ulaştığı kayalık akarsu yataklarına yumurtalarını bırakır.

Prof. Sarı bu nadide canlının yaşadığı doğal alanlarının korunması, üreme olanaklarının arttırılması, kaçak avlanılmasının engellenmesi ve bu yollarla arttırılacak gelirden bölge halkının maksimum fayda yaratabilmesi için sıvar kolları.

Konuyla ilgili atmaya çalıştığı her adımda karşısında bürokrasiyi, isteksiz yöneticileri, statükodan vazgeçemeyen kolluk kuvvetlerini bulur.

Devletin, yerel-bölgesel yönetimlerin, halkın, üniversitenin kendisine işbirliği eli uzatmadığı günlerde kaçak avlanan balıkçılarla dahi bir araya gelerek çözüm üretmeye çalışır.

Yapılan iyiliklerin ve gösterilmeye çalışılan hiçbir faydalı çabanın cezasız kalmadığı toplumumuzda başına gelmedik iş kalmaz. Tehdit edilir, mahkemeye verilir, işinden olma tehlikesiyle karşılaşır.

Ama yılmaz…

Yöreye akademisyen sosyologlar, psikologlar getirir, yerel halkın konuya yaklaşımını, dirençlerini bilimsel yöntemlerle araştırır.

Yöre kadınlarını yanına alır, karşısına çıkan her engelde yeni çözümler üretir.

En sonunda Birleşmiş Milletler’e de başvurarak tahsis edilen fonlarla hayalini gerçekleştirir.

İmkansızı başarır!

Mustafa Hoca’nın yıllar süren çalışmaları sonrasında inci kefalinin kaçak avlanması önlenir, üreme alanları koruma altına alınır ve bölgenin simgesi haline gelir…

Van Gölü’ne özgü bu özel balık yok olmaktan kurtulduğu gibi ticaret hacmi on kat artarak on iki milyon dolara yükselir. Geliri sekiz dokuz ağanın elinden çıkıp bölgedeki on beş bin kişiye ekmek kapısı olur.

Mustafa hocanın hikayesi, inandığı bir hedef belirleyerek yola çıkan yürekli, inançlı, yılmayan, fayda yaratmaya, başkalarının hayatlarına dokunarak değiştirmeye azimli bir cesur insan öyküsü.

Almadan vermenin unutulduğu, herkesin büyük balık peşinde koştuğu, ezici çoğunluğun “önce can sonra canan” diyerek yaşadığı günümüz ekolojisinde Mustafa Sarı gibi insanlar pırlantadan daha değerli.

Hiç durmadan hemen her şeyden şikayet ettiğimiz ama çözümün bir parçası olma yolunda hiç adım atmadığımız hayatlarımız için bir gerçek masal.

Tek bir kişinin yaratabileceği gerçek ve büyük bir değişim öyküsü.

Okullarda anlatılan pek çok dersin, yetişkin eğitimlerinde verilen bir dolu mesajın toplanıp hayat bulduğu insan Mustafa Hoca.

TedxIstanbul, organizasyonda yer alan konuşmaları birkaç hafta sonra internete yüklüyor. Hararetle öneririm ki, takip edin ve hocanın konuşmasını izleyin.

Hayal kurmakta bile zorlanan gelecekten umutsuz gençlere izlettirin.

Benim burada anlatmaya çalıştığımdan çok daha fazlasını bulacağınız garanti.

Mustafa Hoca’nın hikayesine sahip çıkışı, çözüm üretmekten asla vazgeçmeyişi ve tüm yaşadıklarını sanki hepimizin her gün yaptığı sıradan şeylermiş gibi tevazu ile anlatması içinizi sonsuz bir umut, iyimserlik, inanç ve mutluluk duygusuyla dolduracak.

“Ben nasıl bir fark yaratabilirim” hissi gelip içinizi kaplayacak.

Umut hep var, kaybetmeyin ve sevgiyle kalın.

 

Selma Yalaman Serger