Bumerang

,

Karşı yönden birbirlerine doğru gelen iki trenden hangisinin saati ileri doğru gider? Uzayın bir noktasında yan yana gelip kendi yörüngelerinde hızla seyreden cisimlerden hangisinin saati doğru zamanı gösterir? Oysa ikisi de birbirinin geçmişine doğru ilerlemektedir. Ve mutlaka bu karşılaşma tekrar edecektir. Her karşılaşma yeni bir anda gerçekleşecek ama zaman hiç değişmeyecek. Gidenler geri dönecek …Gittiğin zaman, aynı anda dönmekte olduğun zaman aslında.

Arkandan bakakalmıştım, yağmur yağıyordu. Nasıl da mutlu görünüyordun, giderken zafer senindi. Sıyrılmayı başarmıştın bundan da. Oysa benim için zaman durmuştu. Önünde durduğum dükkânın vitrininde kocaman bir duvar saati acele etmeden sallıyordu sarkacını.

“Merak etme dönecek, şu andan itibaren döneceği ana doğru ilerliyor.” dedi. “Nerden biliyorsun!” diye bağırdım, gelip geçenler irkilerek yüzüme baktılar, sakin görünmeye çalışarak yollarına devam ettiler. “Biliyorum” dedi, sarkacını sallamaya devam ederek, “zaman böyle olur çünkü.” “Ona inanmayı seçtim,” Burada dururken –bu vitrinde- kaç kişi saydım bir bilsen. Sabah gidenler akşam dönüyor mesela, akşam geçenlerse daha kısa zamanda dönüyor. Beni görmüyor hiçbiri ama ben hepsini tanıyorum. Şu yanından geçen sarı pardösülü var ya, onun zamanı var dönmek için, ama şu hızlı hızlı giden siyah saçlı, onun çok az zamanı kaldı, bilmiyor. dedi. Kendinden emin sarkacını sallamaya devam etti. “Peki ya benim ne kadar zamanım var ne kadar beklemem gerekiyor?” dedim. “Bu sana bağlı, öğrenmen gerekenleri ne kadar çabuk öğrenirsen o kadar çabuk döner.” Ama neyi öğrenmem gerekiyor bilmiyorum ki. “Anlayacaksın merak etme”, dedi. “Sadece duymaya çalış.” Anlamıyordum, canım çok acıyordu, kızıyordum. Neyi duymam gerek? Kalbinin sesini, dinle, hala atıyor değil mi? Onu gerçekten duyduğunda çok şaşıracaksın. Doğru söylüyordu kendime acımaktan kalbimin sesini duyamıyordum. Başım önümde, ıslanmış bir kedi yavrusu gibi sığınağıma döndüm. Yağmur hala yağıyordu, camın önündeki koltuğa çöktüm. Kafesteki Hint bülbülleri neşeyle beni karşılamışlardı oysa, neden sonra sustuklarında fark ettim. Yağmurun camda açtığı anlamsız yolları izledim bir süre. Saatin sarkacı beynimin içinde aynı kararlılıkla sallanıyordu. Kalbimin sesini duyduğumda çok şaşıracakmışım ne demek istemişti acaba, çok saçma deyip mutfağa gittim kendime bir kahve yaptım. Mutfak masasına oturdum benim bunları düşünecek vaktim bile yoktu, kredi taksitleri her ay maaşımın yarısını çalıyordu, küçük kızım gözlerime bakarak kaybolduğum yerde beni arıyordu. “Ne kadar çabuk öğrenirsen o kadar çabuk döner” pöf… İşe koyuldum hem zaten sarkaçlı bir saatin konuştuğuna kim inanırdı ki…

Ülker Halimoğlu

Ülker Halimoğlu

Ülker Halimoğlu

Yazarın Diğer Yazıları