Yağmuru Dost Bilirdi Çocuklar

,

Yağmur nisan ayının en iyi dostudur. Çocukların neşesi, eğlencesi ve en büyük sevincidir. Çoğu kez aniden gelir, büyüleyici pırıltısıyla hemencecik yağıp geçer. Kimi zaman günlerce, uzun uzun, sesli sesli yağar. Bahar dallarında yapraklar çatırdar, su damlacıkları çiçeklere gömülür. Mis gibi ince bir parfüm sarar ıslak çimenleri. Bir bakarsın iki gri bulutun arasından gün ışığı göz kırpar, nemlenen kalplerimiz ısınır. Yağmur nice seneleri tazelerken, ruhumuzu taneleriyle adeta eritiverir. Çocuklar yağmurlarının çisil çisil yağışına doyamaz. Yeşil, pembe, mor bahar tüm ıslaklığıyla kırlara yayılır.

Dışarıda delice düşen damlalar hem yaşama sevincimizi canlandırır, hem de camlara üşüşen buğular içimize bir hüzün salar. Duvarlara çarpıp inen su tanelerinin düşüp kaldırımlara her savruluşunda; yağmurun her katresinde yüreği üşüyen insan bazen bir fanilik hisseder. Sanki sonu gelmez maviliklerde, yağmurlar ruhumuzu yıkayıp geçerler. Yağmurlardan sonra güneş açar. Mutluluk renklerinden bir gökkuşağı belirir.

Öyle inanırız ki; bereket, şifa ve uğur getirmek üzere yağmurun üç olağanüstü gücü vardır. Eğer zamanında yağmazsa kıtlık olacağını düşünürüz. Nisan yağmuru doğanın ilacı, dergâhların zem zem suyu, bolluk ve bereketin simgesidir. Nisan yağmurlarıyla yetişen yemlik, madımak, kuşkuş, ebegümeci, ısırgan gibi bitkilerin yapraklarından yapılan yemekler yenilirse o yıl hasta olunmaz derler. Nisan yağmurları için, eskiler “istiridyenin içine düşerse inci, yılanın ağzına düşerse zehir olur” derlermiş. İnsanlar farklı mı sanki. Kimi bize mutluluk verir, kimisi acı bir iz bırakıp gider.

Isınan iklimi, yağmurları izler güller. Leylaklar, nergisler açmaya yüz tutar. Dallarda bademler, erikler ilk meyveye tutulur. Nisan ortasından itibaren yavaş yavaş ılımanlaşır denizler. Bedri Rahmi Eyüpoğlu; baharı getiren nisan için “Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden, Rabbim ne güzel çıldırır” der. Sezai Karakoç sevgilinin gülmesini şu güzel sözlerle vurgular: “Ve güldün, rengârenk yağmurlar yağdı” Cahit Zarifoğlu, her damlasıyla bizi serinleten yağmurun içindeki sevginin sıcaklığını şu dizelerle öylesine derinden vurgular ki: “bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi/Öptüm sonsuz gidişinden saçlarının seyriyle seni”.

Çocuklar aslında yağmurlu günlere yakışır. Anne, baba, çocuk yürüyerek bir şemsiyenin altında birleşir. Nisan yağmurlarında insan sevdikleriyle ilkbahardan birkaç gün çalar. Doğa ile iç içe olmak doyumsuzdur. Baharda, uzayan günlerin can alıcı güzelliklerini keşfetme zamanı yağmurlarla gelir. Yağmurlar altında bir suyun başında olup damlaların hareler oluşturarak suyla bütünleşmesini izlemek kadar harika ne olabilir? Nisan yağmurları bize baharı sunar, hayatı güzel biçimde yaşamamızı sağlar.

Ancak günümüzde yağmur alıp götürüyor çocukları. Aniden bastırıp şehirde sel oluyor, tekrar tekrar üzüyor insanı. Çünkü yağmurların ince ince sinebileceği bir karış toprağı kalmadı. Modern, çağdaş olması için çaba gösterilen Türkiye’de tüm bu güzellikler çoktan kayboldu. Oysa topraklarımız yaratılmış varlıkların içerisinde en merhametli olanıydı. Şiddetli yağmur altında korunacak yer arayan verimli topraklar merhametten yoksun fuzuli yere betonlara gömüldü. Toprağın üzerine gökdelenler dikerek insanların kullanımına sunuldu. Yağmur sularının sızıp işleyeceği bir karış betonsuz alan bırakılmadı. Sokak ve caddeleri seller kaplıyor, yolları ve köprülerin altını su birikintileri tutuyor, hatta köprü ve geçitler çöküyor, trenler devriliyor. Semtleri, mahalleleri, işyerlerini ve evleri su basıyor. Kara bulutlar, gök gürlemeleri, şimşekler şimdi çocukları korkutuyor.

Doğanın dengesi insan eliyle bozulduğu için, on beş dakikalık yağmurlarda her yeri su basıp hayatı felç ediyor. İnsanları, arabaları, ne varsa önüne alıp sürüklüyor. Yollar bir nehre dönüşüyor. Şehrin sakinleri su birikintisinden çıkamıyor. Yağmuru dost bilen çocuklar özlemle bekledikleri güzel yağmurlardan sevinmek bir yana korkar hale geliyorlar. Bayılarak izleyecekleri gökkuşağını izlemeye dışarı çıkamıyorlar. Huzur veren, o romantik olanı değil, şimdi kuşkulu, endişeli, korkunç yağmurlar yağıyor. Gökler bir savaş varmışçasına patlıyor.

Oysa çok fazla değil bir çeyrek asır önce; dizelerde ifade edildiği gibi, yağmuru bir sevgi, bir ışık, bir nur, dost bilirdi çocuklar.

Yağmuru Dost Bilirdi Çocuklar

alnımızda başlardı ince ince

başıboş sağanak olur dinerdi

iner iliklere, ruha işlerdi

yağmuru dost bilirdi çocuklar

 

damla damla, sanki doğal bir inci

sular dağdan takla makla kopar

doğardı üstünde yaşam sevinci

yağmuru dost bilirdi çocuklar

 

varoşlarda bir yangın yeri doğar

bulutlar şimşek yıldırım patlar

toprağı, kaldırımı sevince boğar

yağmuru dost bilirdi çocuklar

 

sicim gibi iner gri boncuklar

besler yeşertirdi tüm umutları

caddeyi, sokağı, aşmazdı sular

yağmuru dost bilirdi çocuklar

 

Ali Akça