Yazmak ne kadar zor olabilir ki?

,

Bu aylık yazılarımı hazırlarken, konular bazen kendiliğinden geliyor, bazen de ne yazsam, nasıl yazsam diye düşünüyorum. Ne yazsam dediğim zamanlarda da hafif bir zorlama oluyor ve yazı kendiliğinden akıp gitmiyor. İçten geliverenle zorlanma arasında ister istemez bir fark oluyor. Bu durum bana,”bazen yazmak ne kadar da zor” diye düşündürüyor.

Aslında zor olan yazmak değil de yazarak düşüncelerini olduğu gibi aktarmaya çalışmak sanırım… Anlatmaya çalıştığın bir elma olsun mesela! Kırmızı mı/ yeşil mi, büyük mü/ küçük mü, ısırılmış mı/ tam mı, taptaze ya da kurumuş mu? Böylece uzayıp gider bu liste! Sonuçta senin kafandaki resim ne olursa olsun “Elma” dediğinde ancak karşındakinin elma tanımı kadar oluyor anlatabildiğin.

Yazı aracılığıyla yapılan tanım üç boyuttan iki boyuta geçince kelimeler dizisi ne kadar muktedir olabilir ki anlatmak istediklerini aktarmaya!

Hele bir de işin içine duygular girince, maddeden manaya geçişte, bir elma da bile zorlanırken, duygularını tek kelime ile anlatmaya çalıştığını düşün! Öfke mesela…Öfke işte… Ama nasıl? Ne kadar öfkelisin? Sadece bir kaş çatımı, tabak çanak fırlatma boyutu, sessiz bir gözyaşı, suçluluk duygusu ya da kontrolsüz haykırışlar, çılgınca çıkıp gitmeler mi? Hangisi, senin öfken hangisi? Sınırın nerede ve nereye kadar? Öfke denince ne anlaşılıyor, aslında sen ne anlatmak istedin?

İşte tam da bu yüzden detaylı bir şekilde uzun uzun yazasım geliyor, hele ki kendimce çok önemli bir konu varsa, okuyacak herkesin çok iyi anlamasını istediğim bir diyeceğim varsa! Eğer bu kadar uzun yazarsan da, bir bakıyorsun okumasını istediklerin sıkılıvermiş çok da normal olarak 😉 Hele bir de derdin insanları biraz da olsa düşündürmekse,”- İşin çok zor be kardeşim” diyor içimdeki ses!

Aslında her türlü iletişimin en temelinde bu var sanırım. Sen ne yaparsan yap tüm sınırın karşındakinin sınırı kadar! Ne zaman ki o sınırı hafifçe zorlayıp genişletmeye çalışıyorsun, işte o zaman işe yarıyor belki? Ya da tam tersi oluyor. Senin anlatmaya çalıştıkların, ancak karşındakinin sınırları içinde küçücük nokta gibi kalıyor! O zaman karşıdan gelen yorum “- Hı hı sen geliyorken ben dönüyordum” misali oluyor.

Sonra da düşündüm ve dedim ki… Belki de her seferinde her şeyi tamamen aktarmak gerekmiyor! Teknik resim mi bu herkes aynısını anlasın, ya da bir yol tarifi mi tam istediğin yere ulaşsın! Hayal gücüne bırakırsan daha iyi olmaz mı? Böylece herkes kendi kafasında canlandırır, yaşadıklarından gelenlerle, kendi öyküsünü kendisi oluşturur ve konuya daha yakın hisseder kendini belki de! Bırak karışma insanların hayal gücüne diyorum.

Aslında tam da karar veremiyorum ve duruma göre bazen biri bazen öbürü seçilmeli deyip rahatlıyorum 🙂 . İşte bu sefer de yazım tam bir iç dökme oldu sanırım, yüksek sesle düşünmek yerine, sessiz kelimelerle paylaştım yazmak konusundaki düşüncelerimi! Derin hoşgörünüze sığınarak…

Her zaman söylediğim gibi, Sevgiyle kalın (sevgi tanımınız her ne ise…)

Belma Kafadar Karaçam
Profesyonel Koç