Yemek Aşcısı Emek

,

Emeksiz yemek olur mu?

Yemek; Bir çaba sonucunda ortaya çıkan bir ürün ve tüketme eylemi… Bazen bir eksiklik, tatsızlık vardır da, adını koyamazsın bir türlü! Belki, terin damlamamış gerçek tadı TUZU verilememiştir de, ondandır!

Emek farklı biçimlerde olabilir; Mutfağımızın güzel yemeklerinden yaprak sarması/dolması mesela… Sofrada sunulurken incecik limon dilimleriyle süslenmiş, yan yana dizilmiş, koyu yeşili yağı ile parlayan yaprak sarması, genelde çoğu kişi tarafından çok sevilir ve bir solukta tükeniverir.

Bir bakalım yolculuğuna; yaprağın hikayesi ayrı, baharatların ayrı, pirincin ayrı, sarmanın içine girene kadar ki onlarca emek… Tohumdan, topraktan, yetişmesi, temizlenmesi, boyutlara ayrılıp paketlenmesi, taşınması ve mutfağa ulaşmasından, tek tek sarılıp pişirilmesine kadar… Hazırlanırken, ananın sabrı, uğraşı, omuz ağrısı, sırt ağrısı ama ille de yemeğin içine katılan sevgisi, ille de sevgisi! Beğenmedim yemiycem… L

Bir solukta izlenen film, hızlıca okunan kitap, bir makale yazısı… Bunlar ürün haline gelene kadar ne çok emek verilmiştir de, tüketivermek ve/veya olmamış deyivermek ne kolaydır!

Örneğin; Kitap okurken de emek verilebilir. Ne zaman, hangi şartlarda yazılmış, kimden, neden esinlenilmiş diye incelenirse, daha fazla keyif alınabilir. Her okuduğun, yeni bir yolculuğa çıkarabilir. Bilinmeyenler not edilebilir, eki, kaynakları incelenebilir, ya da yazısını beğendiğin yazarının önerdiği başka yazar da okunabilir. Bir bakmışsın bir kitap bin kitap olmuş… Öyle kolay değil yani okumak da! Emek harcarsan, terinin tuzu sayfalara karışırsa daha bir lezzetli olur sanki.

Ya da bunlarla uğraşana kadar başka bir sürü kitap okurum denilebilirJ O da bir tercih!

Hayatındaki önemli konulara, emek katarsan güzelliklerin çoğalıp zenginleştiğini görürsün, aynı oranda sıkıntıların da azalıp fakirleştiğini…

Yani yok öyle tüketivermek! Emeğe saygı, senin emeğinle de anlamlanır. Kendisi yeterince emek harcamayan kişi, bir başkasının emeğinin kıymetini de bilemez.

Tam bunları yazarken, üniversiteden bir arkadaşımın bir rehber kitap yazdığını, yoğun uğraşılar sonunda kültür mirasımız olan ‘’Frig Yolu Rotası’’nı çıkardığını öğrendim.

Düşünsenize, ilmek ilmek çalışılmış, 5 yıl harcanmış, rotalar en az 40 kez aşılmış, toplamında 506 km.lik yol belirlenmiş, kırmızı/beyaz markalama yapılmış, işaret levhaları taşınmış, çevredekilerin tepkilerine, zorlu doğa koşullarına rağmen vazgeçilmemiş ve üstelik gönüllü… Sonuç; raflarda bir kitap! Ardındaki bu mutfak çalışmasını bilmeyen için alınıp 1-2 dakikada incelenip tekrar yerine konuluveren bir kitap!  Nasıl emek, nasıl bir uğraş… ‘’Hiç olmazsa kalıcı’’ demek avuntu olabilir mi? Biri değilse bir başkası mutlaka bir gün ilgilenir ve kıymetini bilenin kitaplığında durup başvurulacak bir eser olabilir diye de düşünebiliriz belki.

Emeksiz yemek olur mu dedik ya, emeksiz sevgi hiç olmaz! Hele ki gerçek sevgi; özen, fedakarlık, sabır, incelik, olgunluk ister, ister de ister… Tüm bunlar emek ister! ’Selvi boylum al yazmalım’’ filminde Türkan Şoray’ın aklı ilk aşkındayken, çocuğunu büyüten adama bakıp kendine sorduğu o soru!

‘’Sevgi neydi?’’

‘’Sevgi emekti…’’

Bunların hepsini, sonuca giden yoldaki tüm aşamaları ve olmazsa olmaz detaylarını, ter damlatan o yorgunlukları düşününce…

Çok şey mi isteniyor emeğe saygı derken! Çok şey mi isteniyor biraz düşün, biraz kendini uğraşanın yerine koy derken! Çok şey mi isteniyor hiç olmazsa takdir et, ilgilisiyle paylaş derken!

Şimdi sadece, hiçbir emek boşa gitmesin, hiçbir anlamlı uğraş, sonuçsuz kalmasın, değer görsün, amacına ulaşabilsin diye yürekten dileyebiliyorum.

Sevgiyle kalın…

 

Belma KAFADAR KARAÇAM
Profesyonel Yaşam ve Öğrenci Koçu