Yeni Yıl

,

Yeni yıl hepimize istediklerimizi getirmek için kapıda. Açın kapıyı 🙂

Bu yazımda yeni yıldan, yılbaşı ağacından, ağacın altındaki hediyelerden, yeni yıl kutlamalarından söz etmek istiyorum. Biraz mitolojik, biraz tarihsel, biraz sembolik açılardan bakalım ne dersiniz?

Mitoloji geçmişte yaşanan olayların dillendirilmesinden gelir. Tabii ki bu dillendirmelerin başladığı tarihten itibaren öyle uzun zaman geçer ki tüm o süreçte savaşlar olur, insanlar göç ederler, birbirleriyle ticaret yaparlar böylece mitler dünyada oradan oraya taşınır durur. Bu da farklı kültürlerde özünde aynı hikâyelerin olmasına, bir mitin gerçekte hangi coğrafya ya da kültüre ait olduğunun unutulmasına sebep olur. Yılbaşı kutlamaları, yeni yıla girerken verilen yemek davetleri, ağaç süslemeleri, hediyeleşmeler hatta Noel Baba bile. Her zaman merak etmişimdir bir şeylerin ilk defa nasıl, ne zaman, nerede ortaya çıktığını. Yoğurt mesela, ilk defa nasıl mayalanmıştır? Neyse, ona sonra bakarız.

Peki, neden çam ağacı, ağaç süsleme? Öğrendim ki yeni yıla girerken ağaç süslemenin kökeni taa Orta Asya’ya, Türklere kadar gidiyormuş. Hani bizim Hristiyan âdeti diye bildiğimiz çam ağacı süsleme olayı aslında çooook daha eskilere dayanırmış. Hatta Avrupalılar ilk defa 16. Yüzyılda süslemeye başlamışlar çam ağaçlarını…

Eski Türklerde yerin göbeğinden (yer-su) göğe kadar bir ağaç tasavvur edilirmiş, hayat ağacı. Bu ağacın ucunda da Gök Tanrı bulunurmuş. Dünyadaki dengenin yaratıcısı ve koruyucusu olan Gök Tanrı iklimlerin devinimlerini sağlar, gün ile geceyi düzenlermiş. Gün ve gece süregelen bir savaş içerisindeler ve gün geliyor, hangi gün? 21 Aralık günü, mücadele iyice tırmanıyor ve her zaman olduğu gibi kim kazanıyor? 22 Aralık gününün gecesinde anlıyoruz ki, şükürler olsun ki gün kazanıyor ve günler yeniden uzamaya başlıyor. Biz de bayram ediyoruz. Nardugan bayramını (nar-güneş, dugan-doğan, doğan güneş) kutluyoruz, yemekler yapıyoruz, sevdiklerimizi davet ediyoruz, büyüklerimizi ziyaret ediyoruz, hediyeler alıp özellikle de çocukları sevindiriyoruz 🙂

Ağaca geri dönelim; yer-su ile gök arasında bir yol olan hayat ağacı, yaz kış yapraklarını dökmeyen ve Orta Asya’ya özgü bir ağaç olan akçam ağacı ile sembolize edilmiştir. Ağacın altına koyulan hediyeler size, bize değil, yanlış anlamayın, Tanrıya. Günler uzamaya başlayınca yeni bir yıla girmiş oluyoruz ya, işte geçen yılda vermiş olduklarından dolayı eski Türkler Tanrı’ya bu hediyelerle teşekkür ederlermiş. Bir de yeni yıldan istedikleri şeyler için kurdeleler bağlarlarmış ağaçlarına,  süsler takarlarmış (Bakınız dilek ağacı). Süsledikleri kocaman akçamın etrafında toplanıp bütün gece “inderbay” adı verilen dairesel bir oyun oynarlarmış. Herkes güneşi sembolize eden bu daireye katılırmış. Böylece göksel ışık kaynağı olan güneşi geri dönmeye davet ederlermiş.

Bu arada Ayaz Ata diye biriyle tanıştım. Ayaz Ata ay ışığından yaratılmış, çok soğuk kış günlerinde ortaya çıkar ve kimsesizlere, fakirlere yardım edermiş. Bazı kaynaklarda yer-su’da yaşayan, aksakallı, yardımsever, bilge kişi Ülgen’in zaman içerisinde Ayaz Ata’ya dönüştüğü belirtilmektedir. Veee Ayaz Ata’dan Noel Baba’ya…

Neredeeen nereye 🙂

Ben kendi hayat ağacımı, kendim, sevdiklerim, tüm insanlık ailesi için sevgi, barış, kardeşlik, bolluk, bereket dilekleriyle süsleyip, her şeye rağmen benden bir parça olan 2016’nın getirdikleri için ağacımın altına hediyeler koyup teşekkür ediyor, aldığım her nefes için Tanrı’ya şükrediyorum. Sonra da dileklerimi gerçekleştirmek için heyecanla kapımdan içeri dalan tazecik, gencecik 2017’ye bir bayram sevinciyle içten, kocaman bir “hoş geldin” diyorum.

Peki, siz hayat ağacınızı hangi dileklerle süslediniz?

Bu arada ilk yoğurdun karınca yuvası toprağından, beyaz karınca yumurtalarından veya yağmur suyundan mayalandığına dair rivayetler var 🙂

Şencan Y. Gültutan

Profesyonel Koç

www.12kocluk.com