Çiçek Vaktinde Açar

,

İnanıyorum ki; yeri ve zamanı geldiğinde yaşanacak olan yaşanır, acele etmeye, panik yapmaya gerek yok. Biraz sabırsızlansam, karamsarlığa kapılsam hemen rahmetli babaannemin “yavrum çiçek vaktinde açar ne erken ne de geç” sözü aklıma gelir ve sakinleşirim.

Lao Tzu’nun da dediği gibi “Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, size acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi sağlayacaktır.”

Hayat bizi yaşadığımız yolda, ihtiyacımız olan, bize yol gösterecek insanlarla yeri ve zamanı geldiğinde mutlaka karşılaştırır. Eğer farkındalığımız yüksek ise, bize verilen ipuçlarını kolayca görür ve anlarız. İnsan her şeyi bilir, ancak bildiğini özümsemesi ve yaşayabilmesi için bazen bam teline basan uyarıcılara ihtiyaç duyar.

Ilgaz’da yürüyüş sezonunu (bize göre biraz erken olsa da) çok güzel bir gurupla bu hafta açma şansımız oldu. Aramızda 85 yaşında, yaş almış ancak yaşlanmamış çok değerli bir büyüğümüz vardı. Yaşından bahsedilmesinden pek hoşlanmasa da ben belirtmeden geçemedim. Tabi, yüz yıla yaklaşmış bir deneyim söz konusu olunca, yürüyüş aralarında dersimiz doğal olarak hayat bilgisi oldu. Doğada yürüyüş, aralarda bilgelik dersi, keyfimize diyecek yoktu. Birçok konuya değindi bilgemiz, bunlardan beni en çok etkileyen ve dikkatimi çeken iki konu oldu.
1- Öğle yemeği için yürüyüşe ara verildi. Sandviçimi büyük bir iştahla yemeye başladım. İhtiyar delikanlı bana baktı ve “sanki çok acıkmış gibi yiyorsun” dedi.  “Evet çok acıktım, demek ki doğru bir görüntü yansıtıyorum” dedim. Çakmak çakmak parlayan gözleriyle gülümseyerek baktı ve “bilmelisin ki yiyecekler hiçbir zaman ihtiyacın olan enerjiyi sana vermez. Çünkü mide çalışmaya başlar, yediklerini sindirebilmek için sandığından daha çok enerji harcar, var olan enerjini soğurur. Bunun sonucunda yorgun düşersin, artık aktiviteyi bırakıp yatmak istersin. Yediklerinden enerji almak için önce enerji harcaman gerekir. İhtiyacın olan enerjinin çoğunu, daha başka yollardan almayı öğrenmelisin.” Sorgulayan gözlerle baktım ve devam etti: ” Yediklerin, ihtiyacın olan enerjinin yaklaşık yalnızca yüzde yirmi beşini karşılar. Onun dışında kalan enerji ihtiyacını doğadan almalısın.” Gözlerini pırıl pırıl gök yüzüne çevirdi “havadan, nefes nefes”, yanımızdan şırıl şırıl akan ırmağı göstererek “sudan yudum yudum”, uçsuz bucaksız çam ormanlarına bakarak “manzaradan an be an, kuşlardan, böceklerden, yerde sürünen solucandan, havada uçan kartaldan, illaki sevmekten, her ne varsa yaşamın içinde ve dışında olan” dedi.

2- “Hayatta hepimizin, muhakkak severek yapıp başarılı olduğumuz, ustalaştığımız, kendimizi zirvesinde hissettiğimiz bir şey vardır. Piyano çalmak, bale yapmak, ok atmak, at binmek, rol yapmak, yazı yazmak ya da yemek yapmak gibi. Bir süre sonra amacımız; bunları yapmanın bir adım ötesine geçip, ölümsüzlüğünü sağlamak, genler misali, bizden sonraki kuşaklara öğreterek aktarmak olmalıdır. İşte o zaman, yeteneğimiz, bir tohum gibi başkalarının dünyasında yeşermeye ve meyvelerini vermeye başlar.” dedi.
Çok haklıydı, aslında bunlar bilmediğim şeyler değildi. Bununla birlikte yaşamış, görmüş, deneyimlemiş ve bilgeleşmiş bir ustadan bunları duymak çok etkileyici olmuştu.
Doğamız gereği her şeyi biliriz. Sadece bildiklerimizi hatırlatanlara ihtiyacımız var. Yaşamda karşımıza çıkanlar, hatırlatıcının ta kendisi. Bizim görevimiz de bunların farkına varmak, her an bizimle olduğunu bilmek, duymayı, görmeyi ve hissetmeyi seçmek.

Yurdagül Saltık
Nefes Eğitmeni ve Yaşam Koçu

Yurdagül Saltık

Yurdagül Saltık

Yazarın Diğer Yazıları